Çakar: Mardin Şanlıurfa Diyarbakır’da Taziye Geleneği ve Başlık Parası….

Mardin-Kızıltepe Çevre Gönüllüleri Derneği Başkan Menduh Çakar, Mardin Şanlıurfa Diyarbakır’da Taziye Geleneği ve Başlık Parası….

Çakar: Mardin Şanlıurfa Diyarbakır’da Taziye Geleneği ve Başlık Parası….
Çakar: Mardin Şanlıurfa Diyarbakır’da Taziye Geleneği ve Başlık Parası…. Editör
Bu içerik 158 kez okundu.

Türkiye'nin birçok bölgesinde taziye geleneği başlık parası devam ediyor.

Durum böyleyse vahim! Tefeciden Başlık ve taziye emeği parası.

Diyarbakır Mardin ve Şanlıurfa'da gelenek olan Başlık Parası ve  taziye evlerindeki yemek ikramı, vatandaşlara ağır bir yük haline gelmeye başladı. Öyle ki bazı başlık Parası İçin ve taziye sahiplerinin bu yükün altından kalkmak için tefeciye gittiği bile iddia edildi.

Çakar,Taziye yemekleri kaksın diyenler başlık parası de kaksın desinler.

Değerli dostlar saygı değer okuyucular facebooktaki arkadaşlar bu iki yıldır İlçemiz Kızıltepe de bazı dostlar ve bir ekibi Taziye yemekleri kaksın diye açıklama yaptılar taziye evlerine tabelalar astılar propaganda yaptılar ve kendilerine göre doğru bir şey yaptıklarını onların bu önerilerine karşı saygı duyuyorum kendilerine göre doğru ama onlara katılamıyorum.

 Ama ben bunun doğru olmadığını facebook sayfamda ve basınla paylaştım o zamandan beride bakıyorum tüm taziyelerde de yemek veriliyor.

Ama ben şahsen direndim tavrımı koydum bu gelenek ve göreneklerimizi kimse kaldıramaz bu bunu başarsalar kaldırsalar yarın öbür gün başka gelenek görenek ve örf ve adetlerimizin kaldırılması için cesaret edecekler ben diyorumki .

Ahım şahım feodal tipi taziyeler kaksın yemek zamanı kimse gitmesin üçüncü gün yemek verirken yemek zamanında kimse gitmesin o zaman mağdur olan taziye sahibi evi kendinde göre ortama göre yemek yapılacaktır ama yemek yapılacak ve böylede oldu çoğunluktaki taziyelerde yemek yapılıyor.

Taziye yemekleri kaksın diyen insanlar çıksın başlık parası kaksın propagandasında yapsın cami ve hutbelerde başlık parasının ne kadar günah haksızlık olduğunu anlatsınlar tüm düğün salonlara da tabela asılmasını istiyorum bunu yapılmasını öneriyorum siz ne darsınız değerli okuyucular görüş yorum ve mesajlarınızı bekliyorum.

Kızıltepe Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Menduh Çakar işte O açıklama….

En Çok Suriye'den Gelin Aldık

 İSLAM DİNİNDE BAŞLIK PARASI VAR MIDIR?

Cevap: Değerli kardeşimiz,

– Başlık, bugün oğlan tarafını yıkan kötü bir itiyat hâline gelmiştir. Evlenen gençler, vermeye mecbur kaldıkları büyük yekûn tutan başlık parası yüzünden, borçla hayata başlıyorlar. Nişanlılık devresinde edilen bu borçları, evliliğin 3., hattâ 5. senesine kadar devam ettiğinden, hayatlarının en huzurlu olması gereken günlerini borç derdi içinde perişanlıkla geçiriyorlar. Bu ise, başlığın meşrûiyetini şüpheye düşürüyor; başlığı mehire benzetmekte isabet etmediğinizi isbat ediyor.

Bu dikkatli ve araştırıcı okuyucuma teşekkür ederim. Bence çok hayatî bir mevzu üzerine eğilmiş, ilmî sayılacak bir muhakeme yürütmüştür.

Hakikaten, bugün başlık parası yüzünden, birçok genç gurbet ellere düşmekte; büyük bir borçla hayata başlamak zorunda kalmaktadır. Bu, elbette akıl ve mantıkla izah edilecek bir davranış değildir. Hattâ buna, sadece oğlan tarafı değil, şuurlu kız tarafı da razı olamaz. Hiçbir baba, kızını, borçlu, fakir bir eve göndermek istemez. Ne var ki, Anadolu’muzun bazı yerlerinde son derece bâtıl bir âdet alıp yürümüştür:

– Falancanın kızı ... liraya satılmış. Demek ki, çok itibarlı ve nüfuzlu bir aile kızıymış.

Yani kıza verilen parayla, itibar ve haysiyet ölçülüyor; ne kadar fazla parayla satılmışsa o kadar haysiyeti var olduğu kabûl ediliyor. Şüphesiz ki, bu anlayışın tesiri altında kalan kız babaları, istedikleri hâlde kızlarını, karşı tarafa daha kolay imkânla veremiyorlar. Çünkü o takdirde, kızın itibar ve kıymetsizliğinin ifadesi şeklinde bir değerlendirme meydana geliyor.

Bu yanlış takdir, elbette bir mazeret olamaz. Fiyata göre iyilik ve değerlilik ölçüsü, pazarda satılan koyun ve keçide bahis mevzuu olur. İnsan için, bilhassa kadın için değer ölçüsü ise, İslâmiyet’ine bağlılığı, dindarlığı, ev işlerindeki becerikliliği ve ailesinin sosyal itibar ve şerefidir.

Şu iki maddeyi dikkatinize arzediyorum:

1. Mehir meşrû bir karşılıktır. Bu paranın azamî veya asgarî miktarı, dinde sınırlandırılmış değildir. Daha ziyade bulunulan çevrenin tesbit ettiği örfe göre verilmektedir.

2. Bu mehir, tamamiyle kızın hakkıdır. Kızın izni olmadan, babası da olsa harcama yapamaz. Hattâ bu paranın alınıp alınmaması, ne kadarı peşin, ne kadarı da evlendikten sonra alınması, çeyiz yapılıp yapılmaması hususlarını tamamen kız veya vekili tayin eder. Ana-baba, yani kızın velisi, kızın ricasına aykırı istekte bulunamaz.

İşte şu iki madde ile târif etmeye çalıştığım mehir, başlık mıdır, değil midir? Bu noktada ihtilâfa düşülmektedir. Şayet bugünkü başlıklar, adını değiştirmiş mehir ise; yani babanın değil, kızın, meşrû bir hakkı olduğu bilinerek, kız adına verilip alınıyorsa; bunun haram olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak, oğlan tarafının gücü yetmeyeceği miktarı istemenin doğru olmayacağı söylenebilir. Çünkü Resûlüllah Efendimiz (asm)  buyurmuşlardır:

"Mehrin hayırlısı kolay (az) olanıdır." (el-Câmiu's-Sağîr, II/241)

Kızın hakkı olan ve günümüzde "başlık" adı altında yanlış bir tatbikatın konusu olan mehri, tamamen ortadan kaldırmak değil, oğlan tarafını yıkan ifrat şeklinden kurtarmak şarttır. -Zaten mehir hakkının (kızın rızası olmadan) tamamen ortadan kaldırılması, şer’an da mümkün değildir.- Şayet başlık parası ortadan kalkacak olsa, Anadolumuzda nicelerinin, “Süleymaniye’de evlenir, Sultanahmet’te boşanır” sözünün tecellisine uğrayacaklarını söylemek, pek mümkündür. Başlık korkusudur ki, onları bir çatı altında yaşatmakta; yuvalarının bozulması önlenmektedir. Tarafları yıkmayacak, malî durumlarını sarsmayacak ölçüde başlık alınabilir.

Tabili ki bahsettiğim bu başlık parası mehrin tarifi içine giren başlıktır. Yoksa kızın babasının veya akrabalarının kendi şahıslarına aldıkları ve kız için tek kuruşunu bile harcamadıkları başlık bedelleri, İslâmî bir âdet değildir ve mehir yerine de geçemez.

- Kadın mehrini almamışsa, eşinden mehrini talep edebilir mi?

Selam ve dua ile... https://sorularlaislamiyet.com

Viranşehir’in o köyü bakın ne yaptı!

Yazar-Abdullatif Yılmaz’dan Taziye Yemeği ilgili örnekler

Ölen bir kişinin yakınlarının acısını paylaşmak üzere onları yalnız bırakmamak ve acılarının biraz da olsa azalmasına kadar geçen sürede ölenin aile efradının yanında bulunmak taziye olarak adlandırılır. Taziye hem dini hem de örfi bir gelenektir. Hz. Muhammed (a.s.) muhtelif hadislerde, taziyede bulunmanın sevabının büyüklüğünden bahsetmiş, hatta bu mükâfatın, musibete uğrayıp ta sabredenin mükâfatı kadar olacağını belirtmiştir.  Hz. Peygamber (a.s.) bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Kim bir felakete (musibete) uğramışa taziyede bulunursa Allah onun sevabının bir benzerini de taziye edene verir.” (Tirmizi)

Genellikle şehir merkezlerinde üç gün, kırsal kesimlerde ise On-on beş gün gibi daha uzun süre oturulan taziye evinde ölen kişinin ailesine yakınları ve dostları tarafından yemek hazırlanır ve hem taziye sahiplerine hem de misafirlerine ikram edilir. Bu şekilde verilen yemeğe de taziye yemeği denir. Bir yakını vefat eden kimselere taziyede bulunmak ve ölenin aile efradının doyurulması, komşu ve akrabalarının yemek yapıp onlara götürmeleri hem dinimizin ve hem de sosyal hayatın bir gereğidir. Hz. Peygamber( a.s.) Cafer bin Ebi Talib’in şehit olduğu haberi geldiğinde, Cafer’in ailesine yemek yapılıp götürülmesini emrettiği rivayet edilmektedir. İslam âlimleri, bundan hareketle musibetli, meşguliyetli anlarda akraba ve komşuların yemek meselesinde ortaklaşması gerektiğine hükmetmişlerdir. İbnu’l-Hümam yakın komşu ve uzak akrabalara yemek hazırlamanın müstehab (sevap kazandırıcı) olduğunu belirttikten sonra, cenaze evinin, gelenlere ziyafet vermesinin mekruh olduğunu belirtir. "Çünkü der, ziyafet sürur(sevinç) için teşri edilmiştir. Sürur musibetler için değil. Bu çok çirkin bir bid’adır." (http://hadis.resulullah.org)

Akraba veya dostların taziye yemeği hazırlamalarındaki tek amaç yas içerisindeki insanların bu hüzünlü dönemlerinde yemek gibi temel ihtiyacını karşılamaktır. Zira yas gibi elem ve hüzün verici durumlar, insanı yemekten alıkoyacak derecede meşgul eder. Bu nedenle taziye yemeklerinin şekli veya içeriği önemli olmamalıdır.

Ancak bazı kesimlerde  taziye yemeğinin gittikçe amacının dışına çıktığını ve Allah rızasından çok görenlerin ve kulların takdirinin hedeflendiği ve dolayısıyla da bir ziyafet havasına büründürülmeye çalışıldığını görüyoruz. Taziyeye gidiyoruz diye, ölü evinde toplanıp yemek ve içmek veya ölenin yakınlarını teselli etmek için taziyeye gelenlere taziye evinde ziyafet vermesi amacın dışına çıkan ve kasti aşan bir durum olur.

Taziye yemeğinin abartılı ve pahalı sayılan bir külfete büründürülmeye çalışılması, taziye sahibi kişilere yemek vermek isteyen insanları da zor durumda bırakmaktadır. Bundan dolayı yemek vermek isteyen insanlar geri durmakta ve bu isteklerinden vazgeçebilmektedirler. Zira son zamanlarda bazı taziyelerde yemek yapmak isteyen insanlara lokanta adı ve yemek porsiyon adedi dayatıldığı yönünde söylentiler vardır. Yani, taziye sahiplerine yemek vermek isteyen bir kişinin, yaptıracağı yemek ve yaptıracağı lokanta belirtildiğinden dolayı, bu istekte bulunan adam zor durumda kalmaktadır. Böylece onların alacakları sevap engellenmiş olmaktadır. Kendi isteği ile yaptırmış olsa mütevazı ve fazla pahalı olmayan bir yemek yaptırabilir. Mesela “Falanca lokantada üç yüz porsiyon kebap yaptır” gibi bir istek taziyenin ruhuna aykırı bir durumdur. Böyle bir durumda kişinin bir yemek için yapacağı masraf üç veya dört bin lira gibi fahiş bir miktar olur. Burada dikkat çeken bir başka detay ise yemek porsiyon sayısı, yani yemeği yiyecek kişilerin adedidir. Yemek saatinde taziye sahiplerinin dışında çok yakın birkaç akraba ve dostlarından başkalarının özellikle taziye evinden ayrılmaları gidip kendi evlerinde yemek yiyerek tekrar taziye evine dönmeleri daha münasip olurken genelde tam tersi bir durum yaşanır. Taziye evinde tam yemek saatinde sayının birden arttığı görülür.

Bu durum taziyenin ve dolayısıyla ölen kişinin yakınlarının acısını hafifletme ve destek olmaktan çok  “kahveye gidip

zaman geçirmek yerine taziye evine gidip oturma, hem de çayını içip yemeğini yeme“gibi bir vaziyet görüntüsü içine koymaktadır. Taziyeden çok bir piknik ve panayır havası oluşturmaktadır. Taziye “zaman geçirmek için bir uğraş” ve taziye yeri de “karın doyurulacak bir yer” olmamalıdır.

Taziyeye bahanesiyle, taziye evinde toplanıp ziyafet derecesinde yemek dini açıdan da sakıncalıdır. Birçok İslam âlimi, Ashab-ı Kiramın, ölü evinde ziyafet vermenin yasak olduğunda icma ettiklerini söyler. Çünkü bu gibi fiillerin, cehalet devri adetlerinden olduğunu, bu durumda ziyafet vermeyip de fakirleri toplayıp ölünün hayrı için yemek yedirmenin daha uygun olduğunu söylemektedirler.Sağlıcakla kalın samburek@gmail.com

 

Çakar: Mardin Şanlıurfa Diyarbakır’da Taziye Geleneği ve Başlık Parası….
Advert
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
PTT işçileri iş bıraktı
PTT işçileri iş bıraktı
ABD'nin Pearl Harbor askeri üssünde silahlı saldırı: 2 ölü ve 1 yaralı
ABD'nin Pearl Harbor askeri üssünde silahlı saldırı: 2 ölü ve 1 yaralı