Misbah HİCRİ

"DİLDEKİ DÜGÜM"

Bu içerik 251 kez okundu.

İlk kitabı  “Mezopotamya’nın Kırgın Çiçekleri” Olan Aysel Kelekçi Özdemir’in ikinci kitabı  “Dildeki Düğüm…” İmzalı olarak kitaplığımda, okumak için sıraya koyduğum kitapların yanına sıkıştırmadan okumaya başladım. Her öykü dramatik, yoğun duygusallıkla yoğrulmuş trajedi ve yangın düşmüş evlerin, yüreklerin ağıtlı halleri…

                Öykü, anı, gözlem, dinlenen ve değerlendirilen yaşanmışlıklar. Akıcı, kendine özgü, dilsel yanılgılara düşmeden sade ve yalın cümleler. Ayrı ayrı anlatılar olsa da bir romanın bütününü oluşturan bölümler gibi geliyor okuyucuya… Anlatıların coşkun güzelliği içerisinde yaşama sevincini benimseyenlerin mutluluğu araması… Elbette hepimiz başarının sırrını yakalamanın uğraşı içindeyiz. Bunun için zamandan, düşünceden ödün vermek, özverili davranmalıyız. Rahtsızlık için bahane çok, ama mutluluk için tek çare azim ve başarıdır.

                Kitap da öyküler, töre adı altında yaşanılan ilkel, bağnaz köy yaşamının, kıskançlığı ve yaşamın, ağır, çekilmeyecek kadar nefes kesen, örf ve adetlerin hiçe sayıldığı yoksul insanların karamsarlığa düşmüşlerin virane gerçekleri… Vicdanları sızlatan hiçbir yere konulmayacak kadar büyük, taşınmayacak bir yük kadar ağır olan acının, ıstırabın, yaşamın birer parçası… Her öykünün yazılmasının bir amacı vardır. Duyulmuş, insanların hayal edip kurgulanmayacağı kadar ses bulan, yangın yerinin tüten dumanından arta kalanlar… Ruhsal hayatın ışıltıya hasret, bunalımlı, buhranlı, sıkıntılı gerçeklerini, kalemiyle yansıtabilmek sanırım en zor ifadelerin kalemle buluşmasıdır.   Dinlemiş ve tabiri yerinde ise almış dersini… Almış kalemi yaşamı kalemiyle renklendirmiş.

Kalemi elimize aldığımız ilk yıllar tüm çabalarımıza rağmen, kalem kâğıtla aramazı da kırgınlıklar yaratan bir türlü bizimle barışmayan eksiklikler vardı. Zamanla bu eksiklikler tamamlandı, olgunluk ve mükemmeliyet yer aldı. Şimdi aynısını Aysel Kelekçi Özdemir’in “Dildeki Düğüm” adı altında yayınlanan öykülerin yer aldığı kitap sayfalar arasında görüyorum. Her yeni sayfada kendini yenileyerek okuyucunun karşısına daha güçlü ve dinamik ifadelerle çıkmış, yazınsal hayat da kendi yerini güçlendirme çabasındadır. 

                Her yaşamın, her hayatın belli dönemlerinde acısı ve tatlısı yanında güzel günlere açılan kapıları vardır. İlk öykü de Saniye’nin babasının umuda açılan kapsının çirkinlikle kapanması… Saniye’yi çocuk yaşta kaybederek, kör eden ağıttın alevi yüreğinde bıraktığı yangının sönmeyeceği… Çünkü öykünün sonunda yüreğe zehirli bir ok düşüyor...

                Her iyinin etrafında dönek kötülük, her kötünün görmediği yanında-yununda güzellikler beslenir. Bunların farkında olup kendine gelebilirse ne ala, yoksa kötülüğün içinde yitip gider.  İşte “Zamansız Aşklar” isimli öyküde Azad ve Gulan’a küçük bir mutluluğu çok gören Baran, insan olarak yüreğini dolduran düşmanlığın, hasetliğin, kıskançlığın kine dönerek kendi kaderine ve diğerlerine hazırladığı son… Keşke kurşun saçan öfkenin adı Baran olmasaydı. Baran, insanlığı rahmete boğan erdemin,  özgürlüklere sahip çıkan, hakkı, adaleti sahiplenenlere yakışan bir isimdir. 

                İnsanlar kendini problemlerinden arındırırsa ve her şeyin bir gün düzeleceğine inanırsa,  inanmanın başarının yarısı olduğunu da bilir. İnsanlar ve başaranlar mutlu insanlardır. Duyarsız kalınmaması için gösterdiği hassasiyetin paylaşılmasıdır. Tüm bu yazılanlar, Aysel Kelekçi Özdemir’in hayata iyimser bakan, ancak yazdıkları;  cefa, elem, kederin yaşanmışlıklarını paylaşarak geleceğe not düşme gayesindedir. “Siz görmediniz, duymadınız ama ben unutulmaya yüz tutan bu tür yaşanmışlıklara nasıl yaşandı demeyesiniz diye, “söz uçar yazı kalır” misali tarihe mal ediyorum.” Düşüncesindedir yazar.

                “Dildeki Düğüm” hem bilindik bir imge, hem de belirsiz yaşamların ifade edemeyen öykülerinin yaşamını konu edinen hikâyelerdir.  Yaşamın gerçeğinden hareketle yazılmasına rağmen bize kurgulanmış gibi gelen yaşanmışlıkların bir kitapta toplanması özverili bir çalışmanın okurla buluşmasıdır. Her ne kadar birer öykü de olsa aslında yazar; insanların görmediklerine, fark edemediklerine ayna tutarak fark ettirme çabasındadır. 

                Köyde doğup çocukluk yıllarının geçtiği köy yaşamından iz düşümlerin şehrin kuru gürültüsü içinde yok olmasını istemediği gibi kendisini de bir binanın dairesine hapsedilmiş olmasına gönlü razı değil. Bu tür çalışmayla büyük çaba sarf ettiği gözlenmektedir. Bu anıların bu yaşanmışlıkların yitip gitmesi onun o da kendini yok saymış demektir.

                Çünkü insanların, insanlara kötülüğünü gördükçe zor nefes alması onun duyarlılığı onun anılara olan saygısıdır. İnsanlar içinde çıktığı ailesi dilini konuştuğu milleti unutursa kendini unutmuş olur…

Kitabın kimliği; Yazarı; Aysel Kelekçi Özdemir /Kuytu yayınları/ 114 sayfa 16 hikâye

 

 

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkiye ve ABD'den 'güvenli bölge'de ilk ortak helikopter uçuşu
Türkiye ve ABD'den 'güvenli bölge'de ilk ortak helikopter uçuşu
Batman’da şiddet gören kadın yaşamını yitirdi
Batman’da şiddet gören kadın yaşamını yitirdi