ANNELERİN HEP BİR BEKLEDİĞİ VAR
Misbah HİCRİ

ANNELERİN HEP BİR BEKLEDİĞİ VAR

Bu içerik 850 kez okundu.

Yaşam bu, hepimiz gözlerimiz yollarda birilerini bekler dururuz. En çok da annelerdir bekleyenler. Akşam ev dönecek beyini, okuldan dönecek çocuğunu bekler anneler.  Hastaneden dönecek hastayı bekleyen, görüş gününü iple çekenler.   Uzakta ve dar yerde olan birisinin eve dönmesini heyecanla bekleyenler, gözü yolda olanlar hep vardır.

Asker yolu gözleyenler, gurbette çalışmaya gidenlerin dönmesini bekleyenler olduğu gibi… Hepsi umut, hepsi tatlı bir haber duyma peşinde.  Umut onları bekletir,  hayaller onları yaşatır. Ama hiç dönmeyen ve geleceğini bile bile bekleyenler... İşte annelerin bir türlü sindiremediği ve adına faili meçhul denilen, aslında faili belli, lakin bir türlü yakalanmayan katiller ve bulunamayan cansız bedenler, onların bedenlerini hurdahaş eder, durur.

Dünyanın en zor işi beklemek buna denir. “Ateş düştüğü yeri yakar.” Siz bir onu annelerin yüreğinden sorun.  İçindeki acıyı umuda dönüştürerek bekleyenler. Duyulmaz feryatları, sessiz çığlıkları içinde yüreklerine akan gözyaşlarını bağrında kurutanlardır onlar. 

Bir arkadaşımın oğlu Urfa’nın kıyısından geçen kanalette yüzmek için girmek isteyince, arkadaşları tarafından tüm ısrarlı uyarıları umursamaz.  Suya girer, olan olur. Olay duyuldu, aradılar, taradılar, üçüncü gün sonunda kanaldaki su seviyesi düşürülünce ceset görüldü. Çocuğun ölümü sinesine çeken aile bu kez cenazeyi bulamamanın tedirginliğini hep yaşadılar.  Ceset bulunmazsa taziye yapılmaz. Töre, gelenek ve dini vecibe nasıl eda edilir.

Bulunan cansız beden buruk bir rahatlama bıraktı üstümüzde... Cenazeyi bulduklarına şükredenler… Ölümle üzüntünün sevince dönmesi gibi bir şeydi. Anne bu; gözleri yaşlı, kucağında gözyaşları ile yıpranmasın diye çerçevelenmiş bir fotoğrafla teselli bulmaya çalıştı, tüm evlatları gidip dönmeyen anneler gibi.  

İşte o anneler ki çözülen sırların deşifresini yüreklerinden arzuhallere aktararak savıcılık kapılarında yeni bir umut peşinde koşarlar. Ölüm kuyularından çıkacak kemiklerle avunurlar. Pürsünmüş bir bez parçasını “oğlumun kanlı gömleği” diye sarılır, teselli ararlar. İnanmasına rağmen yine de bir umut bu… “Ya ölmemiş ise!” İşte o anneler ki çocuklarının dönüşünü hayal ettikçe yaşama tutunurlar. O hayallerdir ki insanları dip diri tutandır.

 O nasıl vicdan ki böyle bir cana kıyar. O canlar ki binlerle ifade edilmekte. Bindirildiği araçta dönmeyen, evinden zorla çıkarılıp gelmeyen. Mağaralarda çürümeye terk edilen nicesi. Dağ başlarında kurda kuşa yem edilenler… Perde aralandıkça gün ışığına düşüyor zumlun danıskası… Devlet düşmanlarının maskeleri düşüyor derken, birden bire aralanan perdeden dışa vurumlar şaşırtıyor bizleri…   

O anneler ki giysi olarak bir tek rengi bilirler. Kara bağlar, kara kara düşünürler. Gülmek nedir unutmuş bunlar, hepsi bayram seyran nedir bilmezler. Onların evladı geri dönmedikçe gözlerinde her şey karadır. O kara ah-ı yüreklerine saplanmış bir zehirli hançer gibi mezara götürürler.  Bir ülkede ki zulmün boyutunu görmek için annelerin çektiklerine bakınız. Ekonomik, sosyal,  siyasi açılardan olduğu gibi duygusal yönden, yürek yangını nedeniyle hele onları bir bakın annelerin feveranları yakacak yüreğinizi…

Annelerin bu çektiklerine karşı haksızlığa karşı yılmadan, çekinmeden mücadele verirken, adaletin tecelli etmesine karşı kaç kişi onlarla birlikte tepki vermiş. Bu kara yaranın kapanmasını ortak noktasını bulmak gerek... Biri ölürken diğeri sevinmeyi nasıl bekleyebilir. Her günün gecesinde yastığa süzülen gözyaşlarını ıssızlığa ve yalnızlığa banarlar. Sonra sığınırlar bir yerlere, yarım kalmış bölünmüş parçalanmış uykularını getirmek adına… Tüm acılara rağmen yalnız değiller. Hep yüreklerinde bekledikleri vardır. Yalnızlıklarını bir başına kaldıklarında onlarla bölüşürler.

Anneler günü kutlamaları onun yüreğinde bir hançerin yeniden işlemesidir. Kapı önünde duyulan ses, bir tıkırtıdır onun yüreğini hoplatan. Acıları yüreğine sindirerek bekler. Bazen kapı önünde oturur ışıksız sokağın içinden geçen siluetlerin ardından bağıracak olur. Kimi zaman ayağa kalkarak geleni kucaklamak ister. Çünkü artık gözlerinin feri sönmüş kimseyi ayırt edemiyor. Sadece onun kokusu ve onun sıcaklığıdır gönlünde kalan. Onunla avunur, gelmeyeceğini bile bile…

O anneler ki anneler gününde el öpülmek hasretiyle kavrulur yürekleri. O anneler ki isimleri farklıda olsa yürek yangınları aynı. O anneler ki gözyaşlarının renkleri aynı. O anneler ki başlı başına destansı bir ağıttır yaşamları.

Şair ve Yazar Misbah Hicri’nın Kaleminden

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Memur-Sen’den 'boş cüzdan' eylemi
Memur-Sen’den 'boş cüzdan' eylemi
Öztürkmen, Şanlıurfa’nın turizm reçetesini açıkladı
Öztürkmen, Şanlıurfa’nın turizm reçetesini açıkladı