İnsanın gerçek kimliği makamında, servetinde, unvanında değil; zor zamanda sergilediği duruşundadır. Çünkü duruşu olmayanın sözüne güven olmaz, gücü de uzun sürmez.
Toplum olarak çoğu zaman insanların ne olduklarına bakıyoruz. Oysa asıl bakmamız gereken, nasıl durduklarıdır. Çünkü insanı değerli yapan koltuğu değil, karakteridir. Makamlar gelir geçer, servet kazanılır kaybedilir, unvanlar değişir. Ama bir insanın duruşu, onun gerçek kimliğidir.
Bu gazetecilikte de böyledir, esnaflıkta da...
Bir gazeteci düşünün; kalemini hakikatin yanında mı kullanıyor, yoksa gücün yanında mı? Bir esnaf düşünün; müşterisini kazanç kapısı mı görüyor, yoksa emanet mi biliyor? Bir tüccar düşünün; sözünün arkasında mı duruyor, yoksa işine geldiğinde mi dürüst oluyor?
Hayvan pazarındaki delal için de aynıdır bu ölçü. Bir hayvan satıcısı için de... Bir imam için de, bir papaz için de...
Siyasetçi için de değişmez bu kural. Belediye başkanı, milletvekili, bakan, başbakan ya da cumhurbaşkanı olması fark etmez. İnsanların hafızasında kalan makamlar değil, o makamdayken gösterilen duruştur.
Çünkü duruş; konuşurken değil, çıkarlar çatıştığında ortaya çıkar.
Herkes doğruyu savunurken doğru görünür. Asıl mesele, bedel ödemek gerektiğinde doğru tarafta kalabilmektir. Herkes adaletten söz edebilir. Önemli olan, adalet kendi aleyhine işlediğinde de aynı sözü söyleyebilmektir.
Duruş, rüzgâra göre yön değiştirmemektir.
Duruş, kalabalıkların alkışına göre fikir değiştirmemektir.
Duruş, menfaat karşısında eğilip bükülmemektir.
Duruş, güçlünün yanında değil, haklının yanında durabilmektir.
Bugün toplumun en büyük sorunlarından biri de budur. İnsanlar ne söylediğine değil, kimin söylediğine bakıyor. Oysa sözün değeri sahibinin makamından değil, karakterinden gelir.
Bir insanın duruşu sadece iş hayatında değil, aile hayatında da kendini gösterir. Komşusuna karşı tavrında, dostluğunda, akrabalık ilişkilerinde, verdiği sözde ve gösterdiği vefada ortaya çıkar.
Çünkü insanın gerçek sınavı kürsülerde değil, günlük hayatın içinde verilir.
Güçlü duruş dediğimiz şey sert görünmek değildir. Bağırmak, çağırmak, insanları korkutmak hiç değildir. Güçlü duruş; doğru bildiğini nezaketle ama kararlılıkla savunabilmektir. Haksızlık karşısında susmamaktır. Menfaat uğruna ilkelerini satmamaktır.
Tarih boyunca unutulmayan insanlar, en güçlü olanlar değil; en dik duranlar olmuştur.
Bugün de yarın da değişmeyecek olan gerçek budur:
İnsanın makamı büyüyebilir, serveti artabilir, çevresi genişleyebilir. Ama duruşu yoksa bunların hiçbiri ona gerçek bir değer kazandırmaz.
Çünkü duruşu olmayanın itibarı geçicidir.
Duruşu olanın ise izi kalıcıdır.
Ve unutulmamalıdır ki;
İnsanın arkasında bıraktığı en büyük miras malı değil, makamı değil, gösterdiği duruştur.
Gazeteci: Süleyman Turan