İnsan, kendisine gösterilen değeri gördükçe karşılığını verir. Değer tek taraflı değil, karşılıklıdır.
Hayatta bazı sözler vardır; kısa söylenir ama insanın yıllarca yaşadığı tecrübeyi anlatır. “Değer gördüğün kadar değer verirsin” sözü de bunlardan biridir.
Çünkü insan, karşısındaki kişinin kendisine nasıl davrandığını unutmaz. Kim seni arıyorsa sen de onu ararsın, kim halini hatırını soruyorsa sen de onun halini sorarsın. Kim zor gününde yanında duruyorsa, sen de onun zor gününde yanında olmaya çalışırsın. Ama sürekli aradığın, sorduğun, destek olduğun ve değer verdiğin halde karşılığında ilgisizlik görüyorsan bir süre sonra insanın içindeki heyecan da, samimiyet de azalır.
Bu sadece dostluklarda değil; siyasette, ticarette, çalışma hayatında, hatta insanların dini ve sosyal ilişkilerinde bile böyledir.
SİYASETTE DEĞER
Siyaset, insanlarla gönül bağı kurma işidir. Vatandaş seçim zamanı hatırlanıp seçimden sonra unutulursa, vatandaş da zamanı geldiğinde sandıkta kendi değerlendirmesini yapar.
Mahalleye seçimden seçime uğrayan, vatandaşın derdini sadece oy döneminde dinleyen siyasetçi; halktan aynı ilgiyi her zaman beklememelidir.
Vatandaşın kapısını çalmak, cenazesinde yanında olmak, düğününde bulunmak, hastasını sormak, sorununu dinlemek sadece seçim hesabıyla yapılırsa bunun adı gönül siyaseti değil, hesap siyaseti olur.
İnsanlar artık kimin gerçekten yanında olduğunu, kimin sadece fotoğraf vermek için geldiğini çok iyi görüyor.
Siyasette de kural basit:
Halka ne kadar değer verirsen, halk da sana o kadar değer verir.
TİCARETTE DEĞER
Ticarette de sadece para kazanmak yetmez. Müşteriye değer vermek gerekir.
Bir esnaf, müşterisini sadece kasaya gelen para olarak görürse belki bir kez kazanır ama uzun vadede kaybeder. Müşterinin derdini dinleyen, hakkını gözeten, verdiği sözün arkasında duran esnaf ise yıllarca kazanır.
Çünkü ticaretin en büyük sermayesi bazen para değil, güvendir.
Bugün bir müşteriye küçük bir haksızlık yapan esnaf, yarın o müşterinin yanında onlarca müşteriyi de kaybedebilir.
Eskiler boşuna dememiş:
“İtibar, paradan daha değerlidir.”
ÇALIŞMA HAYATINDA
Aynı durum iş hayatında da geçerli.
Çalışanına insan gibi davranmayan, emeğini görmeyen, yaptığı işi takdir etmeyen bir yönetici; çalışanından büyük bir fedakârlık beklememeli.
Çünkü insan sadece maaşla çalışmaz.
Bazen bir “eline sağlık”, bazen bir “emeğine teşekkür ederim”, bazen de zor gününde gösterilen küçük bir anlayış, çalışanın işine olan bağlılığını artırır.
Aynı şekilde çalışan da işyerine ve işverene gereken saygıyı göstermelidir.
Değer karşılıklıdır.
Bir taraf sürekli verip diğer taraf sürekli alıyorsa, orada bir süre sonra ilişki değil, mecburiyet kalır.
DOSTLUKTA VE İNSANLIKTA
Günümüzde insanların en çok şikâyet ettiği konulardan biri de samimiyetin azalması.Eskiden insanların kapısı daha çok çalınırdı. Bir tabak yemek paylaşılır, bir çay içilir, saatlerce sohbet edilirdi. Komşunun derdi bilinirdi.
Bugün ise birçok insan birbirini sosyal medyadan takip ediyor ama gerçek hayatta birbirinin halini bilmiyor.
Bir insanın düğününde kalabalık olmak kolaydır. Asıl mesele cenazesinde yanında olmaktır.
İyi gününde herkes yanında olabilir. Önemli olan kötü gününde kimin elini tuttuğudur.
Bu yüzden insan da kendisine verilen değeri görmeli, kimin gerçekten yanında olduğunu unutmamalıdır.
DİNİ AÇIDAN DA ÖLÇÜ AYNI
Dinimizde de insan ilişkilerinde güzel ahlak, merhamet, adalet, kul hakkı ve kardeşlik büyük önem taşır.
Bir insan ibadetini yaparken çevresindeki insanları kırıyor, hakkını yiyor, çalışanını eziyor, komşusunu küçümsüyor, yetimin hakkını gözetmiyorsa sadece görünüşe değil, davranışlarına da bakması gerekir.
Çünkü güzel ahlak, insanın insanla olan ilişkisinde ortaya çıkar.
Dini hayat sadece sözle değil, davranışla da yaşanır.
Bir insanın makamı, parası, siyasi gücü veya çevresi ne kadar geniş olursa olsun; karşısındaki insana değer vermiyorsa bütün bunların insanlık açısından fazla bir anlamı kalmaz.
MAKAM GEÇİCİ, İNSANLIK KALICIDIR
Bugün makam sahibi olan yarın olmayabilir.
Bugün güçlü olan yarın desteğe ihtiyaç duyabilir.
Bugün yanında yüzlerce insan bulunan bir kişi, yarın tek bir dostun kapısını çalmak zorunda kalabilir.
İşte hayatın en büyük imtihanlarından biri de budur.
İnsan, elinde güç varken nasıl davranıyorsa aslında gerçek karakterini o zaman gösterir.
Makamdayken insanları küçümseyen, işi düştüğünde herkesi arayan, işi bitince insanları tanımayan kişiler; zaman geçtikçe yalnız kalır.
Çünkü insanlar iyiliği de unutmaz, vefasızlığı da.
DEĞERİ BİLENE DEĞER VERMEK
Elbette bu söz, “Bana değer vermeyene ben de kötülük yapayım” anlamına gelmez.
Mesele intikam değil, ölçüdür.
Sana saygı göstermeyene karşı sınırını bilmek, seni sürekli küçümseyene kendini ezdirmemek, seni sadece işi düştüğünde hatırlayanlara hayatında gerektiği kadar yer vermek gerekir.
Çünkü insanın kendisine de bir borcu vardır:
Kendi değerini bilmek.
Herkese yetişmeye çalışırken kendini tüketmemek gerekir. Her kapıyı çalmak, her gönlü kazanmak, herkes tarafından sevilmek mümkün değildir.
Bazen geri çekilmek de bir cevaptır.
Bazen susmak da bir tavırdır.
Bazen “Ben artık eskisi kadar uğraşmayacağım” demek, kırgınlık değil, hayatın öğrettiği bir tecrübedir.
SON SÖZ
Hayat bize şunu öğretiyor:
Değer verene değer ver.
Vefalı olana vefalı ol.
Yanında duranın yanında dur.
Seni hatırlayanı sen de hatırla.
Ama seni sürekli yok sayanın peşinden de kendini tüketme.
Çünkü ilişkiler tek taraflı yürütülemez.
Dostluk tek kişinin çabasıyla dostluk olmaz.
Ticaret tek tarafın kazancıyla uzun sürmez.
Siyaset halkın desteği olmadan yürümez.
Çalışma hayatı karşılıklı saygı olmadan verimli olmaz.
Ve insanlık, karşılıklı merhamet ve adalet olmadan ayakta kalmaz.
Sonuçta herkes kendi davranışının karşılığını bir gün görür.
Sen ne kadar değer verirsen, karşındaki de sana o kadar değer verir.
Ama unutma:
Değer görmek istiyorsan önce değer vermeyi bilmek gerekir.
Süleyman Turan