Tarihte büyük dönüşümler, çoğu zaman büyük kaosların ardından gelmiştir. Bugün dünya, tam da böyle bir eşikten geçmektedir. Savaşlar, salgınlar, ekonomik krizler ve halk ayaklanmaları; küresel düzenin çatırdadığını açıkça göstermektedir.
Son yüz yıla bakıldığında iki dünya savaşı, sayısız bölgesel çatışma ve milyonlarca insanın hayatını etkileyen salgınlar yaşandı. Ukrayna–Rusya savaşı hâlâ sürerken, Suriye iç savaşı on yılı aşmış durumda. İran’da ayaklanmalar, Latin Amerika’da siyasi istikrarsızlıklar, Venezuela’ya yönelik ABD baskıları ve Madura’ya yapılan operasyon, artık hiçbir iktidarın güvencede olmadığını tüm dünyaya ilan etti.
Uluslararası hukukun fiilen askıya alındığı, güçlü olanın zayıfı ezdiği bir dönemden geçiyoruz. Asıl sorulması gereken şudur: Bugün “anti-demokratik” diye hedef alınan pek çok iktidar, dün hangi güçlerin desteğiyle ayakta tutuldu? Cevap nettir: Emperyalist ve kapitalist merkezlerin.Bu yapılar yıllarca beslendi, korundu, halklara uyguladıkları baskılar görmezden gelindi. Ne zaman ki kontrolden çıktılar, bu kez “demokrasi” gerekçesiyle operasyonlara maruz kaldılar. Yaşananlar, emperyalist sistemin kendi krizini dış operasyonlarla gizleme çabasından başka bir şey değildir.
Ortadoğu ise bu kaosun tam merkezindedir.
ABD işbirlikçileri, siyonist İsrail ile birlikte Ortadoğu’yu adeta parça parça satmaktadır. Tahsilatçı bir anlayışla, ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri peşkeş çekilmektedir. En son Suriye’de yaşananlar bunun açık göstergesidir. Ortalık yine karıştı, yine kan aktı.
Burada sormak gerekir:
HTŞ Suriye’de kime hizmet etmektedir?
Bu yapı gerçekten Suriye halkının mı yanındadır, yoksa bölgeyi daha da parçalamak isteyen küresel planların bir aparatı mıdır?
Suriye ve Rojava hattında yaşananlar tesadüf değildir. Siyonist hedefler doğrultusunda, Ortadoğu haritası yeniden çizilmek istenmektedir. Topraklarını büyütme hayali kuranlar, bunu ABD desteğiyle ve bölgedeki işbirlikçiler üzerinden yürütmektedir.
Vicdan sahibi herkes şunu görmek zorundadır: Yanı başımızda insanlar katledilirken, çocuklar açlıktan ölürken, şehirler yerle bir edilirken sessiz kalmak da bir tercihtir. Bu sessizlik, zulmün ortağı olmaktır.
Kapitalist modernite doyumsuzdur. Daha fazlasını ister, el koyar, gasp eder. Kaos derinleştikçe, bu iştah daha da büyür. Bugün “Üçüncü Dünya Savaşı” tartışmaları boşuna değildir. Birinci ve ikinci dünya savaşları da benzer kaos ortamlarında patlak verdi. Atom bombası artık bir ihtimal değil, bir tehdit olarak masadadır.
Dünya büyük bir yol ayrımındadır.
Ya bu kaos, adil bir dönüşümün kapısını aralayacak…
Ya da insanlığı geri dönülmez bir felakete sürükleyecektir.
Bunu hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Ancak şunu unutmamak gerekir: Tarih, susanları değil, itiraz edenleri yazar.
Gazeteci Süleyman Turan