DOĞU VE GÜNEYDOĞU’DA “KALKINMA VE GÖÇÜ TERSİNE ÇEVİRME” VURGUSU
Bir zamanlar bu topraklardan batıya doğru sadece umut taşınırdı. Gençler iş bulmak için memleketini bırakır, aileler geçim derdiyle büyük şehirlerin yolunu tutardı. Şimdi ise artık başka bir gerçeği konuşmanın zamanı geldi: Bu bölge yalnızca göç veren değil, geleceği üreten bir coğrafya olmak zorundadır.
Şanlıurfa’dan Gaziantep’e, Diyarbakır’dan Mardin’e, Van’dan Kars’a kadar uzanan bu büyük hat; sadece şehirlerden oluşmuyor. Bu hat, aynı kaderi paylaşan insanların, aynı toprağın ve aynı geleceğin hikâyesidir.
Bugün Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun en büyük ihtiyacı, kendi insanını kendi toprağında tutabilmektir. Çünkü bir memleketin gerçek kalkınması; gençlerinin başka şehirlerde değil, kendi sokaklarında hayal kurabilmesiyle mümkündür.
Şanlıurfa’nın bereketli ovaları sadece tarım üretmiyor; aynı zamanda milyonlarca insanın umudunu taşıyor. Gaziantep’in fabrikaları Türkiye ekonomisine yön verirken, Diyarbakır’ın genç nüfusu büyük bir enerji kaynağı olarak önümüzde duruyor. Mardin’in tarihi dokusu, Van’ın gölü, Kars’ın kültürü, Hakkari’nin doğası ve Şırnak’ın yer altı zenginlikleri aslında tek bir büyük gücün parçalarıdır.
Yıllardır bu şehirler ayrı ayrı konuşuldu. Oysa artık mesele, bu şehirleri ortak bir kalkınma koridoru haline getirebilmektir.
BİR DÜŞÜNÜN…
Gaziantep’te üretilen bir ürünün Şırnak sınır kapısından Ortadoğu’ya ulaştığı, Şanlıurfa’daki tarımın Diyarbakır’daki sanayiyle birleştiği, Van’ın turizm potansiyelinin Kars’ın demiryolu ağıyla desteklendiği bir bölge düşünün. İşte gerçek kalkınma budur.
Bu coğrafyanın çocukları artık yalnızca İstanbul’un, Ankara’nın ya da İzmir’in yollarına bakmamalıdır. Çünkü fırsat sadece batıda değildir. Fırsat; Harran Ovası’nda, Cudi’nin eteklerinde, Van Gölü kıyısında, Mardin sokaklarında ve Kars’ın yaylalarında da vardır.
ELBETTE BUNUN İÇİN SADECE YATIRIM YETMEZ.
Eğitim gerekir. Üretim gerekir. Bölgesel dayanışma gerekir. En önemlisi de bu topraklara yeniden inanmak gerekir.
Çünkü yıllarca bu bölgeye sadece sorun penceresinden bakıldı. Terör konuşuldu, yoksulluk konuşuldu, göç konuşuldu. Ama artık yeni bir dil kurulmalıdır. Umudu büyüten, üretimi destekleyen ve gençlere “Gitmek zorunda değilsin” diyebilen bir dil…
Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Türkiye’nin en genç nüfusuna sahip bölgesidir. Bu genç nüfus doğru yönlendirilirse; tarımda, teknolojide, sanayide ve turizmde büyük bir dönüşüm başlayabilir.
Hızlı tren projeleri, organize sanayi bölgeleri, sınır ticareti ve turizm yatırımları sadece ekonomik adımlar değildir. Bunlar aynı zamanda insanların kendi şehirlerinde kalabilmesi için verilen mücadeledir.
ÇÜNKÜ İNSAN DOĞDUĞU YERDE DOYMAK İSTER.
Bir annenin evladını gurbete uğurlamadığı, gençlerin kendi şehirlerinde iş kurduğu, köylerin yeniden üretime döndüğü bir gelecek hayal değildir. Yeter ki bu bölgeye yalnızca haritadaki bir alan olarak değil, Türkiye’nin yükselen gücü olarak bakılsın.
Şanlıurfa’nın sıcağından Kars’ın ayazına kadar uzanan bu büyük coğrafya artık kaderini değiştirmek istiyor.
Ve belki de artık en önemli mesele şudur:
Bu toprakların insanı, kendi memleketinde kalıp kendi geleceğini kurabilmelidir. Çünkü bir bölgeyi güçlü yapan şey sadece yolları ya da binaları değil; toprağına sahip çıkan insanlarıdır.