KALP DURUNCA...

Gazeteci: Süleyman Turan Yazdı: İnsan, kendine ait sandığı hayatın yalnızca emanetçisidir.

YAŞAM - 09-08-2026 13:39

İnsan, kendine ait sandığı hayatın yalnızca emanetçisidir. Kalbi çalıştıran da durduran da Allah'tır. Asıl mesele, bu emanetle ahirete ne gönderebildiğimizdir.

İnsan çoğu zaman kendisini güçlü zanneder. Sağlığı yerindeyse yıllarca yaşayacağını, makamı varsa hep o makamda kalacağını, malı varsa onu hiç kaybetmeyeceğini düşünür. Oysa hayat bize her gün başka bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan, kendi hayatının sahibi değildir.

Bunu en sade örnekle anlatmak gerekirse, insan adeta bir televizyona benzer. Elektrik olduğu sürece ekran aydınlanır, ses gelir, görüntü vardır. Elektrik kesildiğinde ise o büyük ekran bir anda sessizliğe bürünür.

İnsanın kalbi de böyledir.

Kalp attığı sürece konuşuruz, yürürüz, güleriz, üzülürüz, planlar yaparız. Fakat Allah'ın "dur" dediği an, hayatın bütün sesi kesilir. O çok sevdiğimiz beden, artık hareketsiz kalır. Televizyonun düğmesi nasıl kapanıyorsa, insanın dünya hayatı da öyle sona erer.

İşte bu yüzden hiç kimse "Ben yaptım, ben başardım, ben güçlüyüm." dememelidir. Çünkü o "ben" dediğimiz nefes bile bize ait değildir.

Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz." (Ankebût Suresi, 57. Ayet)

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:

"Yeryüzünde bulunan herkes fanidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı bakidir." (Rahmân Suresi, 26-27. Ayetler)

Düşünün…

Bir insan sabah evinden sapasağlam çıkıyor, akşam dönemiyor.

Bir başkası yıllarca hastalıkla mücadele ediyor ama ömrü devam ediyor.

Demek ki mesele yalnızca sağlıklı olmak ya da hasta olmak değildir. Ömrün süresini belirleyen doktor değil, ilaç değil, teknoloji değil; Allah'ın takdiridir.

Kalbi çalıştıran da O'dur.

Kalbi durduran da O'dur.

Biz ise sadece emanet taşıyoruz.

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, dünyanın kalıcı olduğuna inanmaktır. İnsan ev yapıyor, araba alıyor, servet biriktiriyor; fakat bir gün bunların hiçbirini yanında götüremeyeceğini unutuyor.

Asıl gönderdiğimiz, yaptığımız iyiliklerdir.

Bir yetimin başını okşamak...

Bir garibin duasını almak...

Kul hakkından sakınmak...

Doğru sözlü olmak...

İnsanlara adaletle davranmak...

İşte ahirette karşımıza çıkacak olan gerçek sermaye bunlardır.

Kur'an-ı Kerim bu gerçeği şu ifadeyle bildiriyor:

"Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar şer yapmışsa onu görür." (Zilzâl Suresi, 7-8. Ayetler)

Halk arasında sıkça söylenen "Ne ekersen onu biçersin." sözü de aslında ilahi adaletin dünyadaki yansımasıdır. İnsan iyilik ekerse iyilik biçer, kötülük ekerse kötülükle karşılaşır. Dünyada gizli kaldığını sandığı hiçbir davranış, ahirette gizli kalmayacaktır.

Hayatın gerçek saati bileğimizde taşıdığımız saat değildir.

Gerçek saat, göğsümüzde atan kalptir.

O saat durduğu an dünya ile bütün bağımız kesilir.

Ne banka hesabımız konuşur...

Ne makamımız...

Ne unvanımız...

Ne de alkışlayan kalabalıklar...

Geride sadece ismimiz ve yaptıklarımız kalır.

Bugün birbirimize kırılmak, kibirlenmek, haksızlık yapmak, kul hakkına girmek için harcadığımız zamanın hiçbir faydası olmayacak. Çünkü dünya, misafirhanedir. Misafir ise ev sahibi gibi davranamaz.

İnsan, her sabah uyandığında kendisine şu soruyu sormalıdır:

"Kalbim bugün duracak olsaydı, Rabbimin huzuruna hangi amellerle çıkacaktım?"

İşte bu sorunun cevabı, hayatımızın yönünü belirleyecektir.

Kalbimizi çalıştıran Allah'tır.

Nefesimizi veren Allah'tır.

Canımızı alacak olan da Allah'tır.

Öyleyse kibir yerine tevazuyu, haksızlık yerine adaleti, nefret yerine sevgiyi, gösteriş yerine samimiyeti seçelim.

Çünkü bir gün televizyon nasıl kapanıyorsa, insanın dünya hayatı da öyle kapanacaktır.

Fakat ekran kapanınca yayın bitiyor.

İnsan ölünce ise asıl hayat başlıyor.

Ve o gün, dünyada ektiğimiz her şeyin karşılığını eksiksiz biçmiş olacağız.

— Süleyman Turan

Günün Diğer Haberleri