Şanlıurfa Eğitim-Bir-Sen tarafından düzenlenen “İrfan Sohbetleri” programlarının yeni sezonu başladı. Sendika binasında gerçekleştirilen programın bu haftaki konuğu, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Tanrıverdi oldu.

Eğitimci İlhan Yılmaz’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen programda Tanrıverdi, “İslam’da Fıkıh Mezhepleri ve İmam Ebû Hanîfe” başlıklı bir sunum yaptı. İslam hukukunun tarihsel gelişimi, fıkıh mezheplerinin ortaya çıkış sebepleri, toplumsal değişim ile hukuki hükümlerin ilişkisi ve İmam Ebû Hanîfe’nin fıkıh anlayışı üzerinde duran Tanrıverdi, hukukta farklılaşmanın çoğu zaman toplumsal şartların ve ihtiyaçların bir sonucu olduğunu vurguladı.

“Toplum farklılaştıkça hukuki hükümler de farklılaşabilir”

Sunumunda İslam hukukunun değişen toplumsal şartlarla ilişkisine dikkat çeken Tanrıverdi, toplumların farklılaşmasının hukukta farklı yorum ve hükümlerin ortaya çıkmasını beraberinde getirdiğini ifade etti. Bu farklılığın adaletin gereği ve hayatın doğal bir sonucu olduğunu belirtti.

Peygamberlerin tebliğ ettiği temel kaynak ve ilahî mesaj aynı olmakla birlikte, muhatap toplumların şartlarının ve ihtiyaçlarının farklılaşabildiğine değinen Tanrıverdi, Mekki ve Medeni ayetlerin anlaşılmasında da bu tarihsel ve toplumsal farklılıkların dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Kur’an-ı Kerim’in 23 yıllık nüzul sürecine işaret eden Tanrıverdi, bu süreçte toplumun değişen şartlarına göre bazı hükümlerin farklılaştığını, nesih meselesinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Bir dönemde uygulanan hükmün kendi şartları içerisinde hikmet taşıdığını, şartların değişmesiyle farklı bir hükmün daha uygun hale gelebileceğini dile getirdi.

Mekke ve Medine örneği: Hükümlerin arkasındaki hikmet

Tanrıverdi, hukuki hükümlerin anlaşılmasında hükmün arkasındaki hikmetin ve toplumsal şartların önemine dikkat çekerek kabir ziyareti örneğini verdi.
Mekke döneminde kabir ziyaretine yönelik getirilen yasağın, Medine döneminde kaldırılmasını örnek gösteren Tanrıverdi, iki dönemin inanç ve toplum yapısı arasındaki farklılıklara işaret etti. Mekke’de putperest bir toplumun, Medine’de ise Ehl-i kitap unsurların da bulunduğu farklı bir toplumsal yapının söz konusu olduğunu belirterek, aynı uygulamanın farklı şartlarda farklı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Kurban etinin üç günden fazla saklanmasına ilişkin hükmün daha sonraki yıllarda serbest bırakılmasını da örnekler arasında zikreden Tanrıverdi, fıkhi hükümlerin değerlendirilmesinde dönemin şartlarının ve hükmün gerekçesinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

Hz. Ömer'in uygulamaları ve hukuki gerekçeler
Sunumda Hz. Ömer dönemindeki uygulamalara da değinildi. Özellikle Kur’an’da zikredilen müellefe-i kulûb sınıfına zekât verilmesi meselesi üzerinden hükümlerin gerekçeleri üzerinde duruldu.

Tanrıverdi, Hz. Ömer’in bu konudaki yaklaşımının, hükümlerin arkasındaki toplumsal ve siyasi şartların dikkate alınması bakımından önemli bir örnek olduğunu ifade etti. Müellefe-i kulûb uygulamasının ortaya çıkışındaki gerekçelerin değişmesiyle birlikte uygulamanın da yeniden değerlendirilmesinin, fıkıh düşüncesinde hükmün hikmetini anlamanın önemini gösterdiğini belirtti.

İmam Ebû Hanîfe ve aklî içtihadın önemi

İslam hukukunun gelişiminde içtihadın önemine dikkat çeken Tanrıverdi, Muaz bin Cebel’in Yemen’e gönderilmesi sırasında yaşanan ve Kur’an, sünnet ve reye başvurma yöntemini konu alan rivayeti hatırlattı.
Bu örnek üzerinden, karşılaşılan yeni meseleler karşısında çözüm üretmenin bir zorunluluk olduğunu belirten Tanrıverdi, hayatın statik olmadığını, toplumsal değişimin yeni hukuki değerlendirmeleri gerekli kıldığını ifade etti.

İmam Ebû Hanîfe’nin fıkıh anlayışını da bu çerçevede değerlendiren Tanrıverdi; Ebû Hanîfe’nin yanı sıra İmam Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve İmam Züfer’in fıkıh geleneğinin oluşumundaki rollerine değindi. Hanefî mezhebinin oluşumunda ilmî müzakere, istişare ve ortak değerlendirme geleneğinin önemine dikkat çekti.

Sunumun son bölümünde fazilet sahibi olmak ile fıkıh ilminde derinleşmek arasındaki ayrım üzerinde duran Tanrıverdi, fıkhın yalnızca bireysel dindarlıkla değil, aynı zamanda güçlü bir ilmî birikim, yöntem ve muhakeme kabiliyetiyle ilgili olduğunu vurguladı.

İrfan ve düşünce buluşmaları devam edecek
Katılımcıların ilgiyle takip ettiği program, İslam hukukunun tarihsel gelişimi, mezheplerin ortaya çıkışı ve günümüz toplumunda fıkhın yeri üzerine yapılan değerlendirmelerle sona erdi.

Şanlıurfa Eğitim-Bir-Sen’in yeni sezonda başlattığı “İrfan Sohbetleri” programlarının, eğitim, kültür, düşünce ve ilim alanlarında farklı konukları ağırlayarak devam edecektir.