Geçmişten bugüne dillerden düşmeyen bir söz vardır: “Adalet mülkün temelidir.”
Bu sözde geçen “mülk”, yalnızca bina ya da toprak değildir; devletin bekası, toplumun huzuru ve vatandaşın geleceğidir. Ancak bugün bu kadim sözü biraz daha aşağıya, mutfağa, sofraya ve ekmeğe indirmek zorundayız. Çünkü bir ülkede adalet terazisi bozulduysa, o terazide yalnızca hukuk değil, vatandaşın ekmeği de tartılır.
Adalet ve ekmek…
Biri mahkeme salonlarını, diğeri fırınları çağrıştırır. Ama gerçekte bu iki kavram, madalyonun ayrılmaz iki yüzüdür. Adaletin olmadığı yerde liyakat ölür. Liyakatin öldüğü yerde üretim durur, emek değersizleşir, ekonomi tökezler. Eğer bir ülkede hak eden değil de “tanıdığı olan” kazanıyorsa, o ülkenin sofrasındaki ekmek her geçen gün biraz daha küçülür.
Bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıları yalnızca döviz kuru, enflasyon ya da küresel krizlerle açıklamak kolaycılıktır. Asıl mesele, adalet duygusunun aşınmasıdır. Çünkü adalet sadece mahkeme kararlarından ibaret değildir; fırsat eşitliğidir, emeğin karşılığını alabilmektir, vergilerin adil dağıtılmasıdır, kamuda ve özel sektörde hak edene hak ettiğinin verilmesidir.
Bir ülkede hukuk sistemi;
-Güçlüyü haklıdan ayıramıyorsa,
-Yolsuzluğun önüne geçemiyorsa,
-Haksız kazanca “dur” diyemiyorsa;
orada sermaye kaçar, yatırımcı tereddüt eder, üretici küser. Sonunda ortaya çıkan faturayı ise her zamanki gibi vatandaş öder. Pazarda filesi hafifler, mutfakta tencere zor kaynar. Cebimizdeki paranın değeri, adliye saraylarındaki vicdanın değeriyle doğru orantılıdır.
“Benim karnım tok, adalet beni ilgilendirmez” demek büyük bir yanılgıdır. Çünkü adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir düzende, bugün tok olanın yarın aç kalmayacağının garantisi yoktur. Hukukun zayıfladığı yerde, mülkiyet de, emek de, alın teri de güvende değildir.
Bir devletin vatandaşına verebileceği en büyük sosyal yardım, birkaç kalem destek paketi değil; şeffaf, öngörülebilir ve adil bir düzen kurmaktır. Adalet, toplumun mayasıdır. O maya bozulursa, ekmek ya kabarmaz ya da kısa sürede bayatlar.
Sonuç olarak;
Soframızdaki ekmeğin taze kalmasını istiyorsak, önce hukukun üstünlüğünü savunmalıyız. Unutmayalım: Adaletin kapandığı kapıda açlık başlar. Bir ülke adaleti sevmezse, vatandaşları ne kadar çalışırsa çalışsın, payına düşen çoğu zaman yokluk olur. Ekmek istiyorsak,önce adalet istemeliyiz.

