Yağmur yağdı, sokaklar göle döndü. Evler su altında kaldı, iş yerleri zarar gördü, eczaneler bile sulara teslim oldu. Sosyal medya bir kez daha Urfa’nın halini konuşuyor. Ama asıl soru şu: Bu gerçekten “doğal afet” mi, yoksa göz göre göre gelen bir ihmalin sonucu mu?
Her yağmurda aynı sahne yaşanıyorsa, ortada doğa değil, planlama sorunu vardır.
Bugün şehir merkezinde ve ilçelerde yaşanan su baskınlarının temelinde çok açık bir gerçek yatıyor:
Derelerin önü kapalı. Suyun yolu kesilmiş.

Su, kendine yol bulur. Siz o yolu kapatırsanız, bu kez mahallelerin içinden geçer. Evlere girer, sokakları yutar, hayatı durdurur. Bu kadar basit.
Geçmişin Aklı, Bugünün İhmaline Ders Veriyor

Şimdi dönüp bir de tarihe bakalım.
Hızmalı Köprü…
Ne kitabesi net, ne tarihi kesin. Ama mimarisi konuşuyor. Büyük ihtimalle Karakoyunlular döneminden, yani 14. ya da 15. yüzyıldan kalma.
Efsaneye göre Sakine Sultan yaptırmış… Temeline altın hızmasını gömdürmüş. Belki efsane, belki gerçek. Ama kesin olan bir şey var:
O köprü yapılırken suyun hesabı yapılmış.

Bugün gidip bakın…
Kemer yüksekliği ortada. Genişlik ortada. Dere yatağı açık bırakılmış.
Yani o günün imkânlarıyla bile mühendislik aklı çalışmış.
Peki bugün?
Modern makineler, teknolojiler, projeler var ama sonuç:
Her yağmurda taşan dereler, dolan alt geçitler, su basan mahalleler.

Bu tabloyu açıklamak zor değil.
Çünkü mesele teknoloji değil, zihniyet meselesi.
Acı Tecrübeler Unutuluyor

Şanlıurfa çok uzağa gitmeden yakın geçmişte ağır bedeller ödedi.
Cavşat Deresi ve İpekyol çevresinde yaşanan sel felaketlerinde insanlar hayatını kaybetti.
Araçlar sürüklendi, alt geçitler doldu, köprüler adeta teslim oldu.
Bu olaylar birer uyarıydı.
Ama görünen o ki gerekli dersler tam anlamıyla çıkarılmadı.
Çünkü bugün hâlâ aynı sorunları konuşuyoruz.
Dereyi Daraltırsanız, Felaketi Genişletirsiniz

Şehir büyüyor…
Ama dereler küçülüyor.
Üzeri kapatılan dere yatakları, daraltılan su kanalları, plansız yapılaşma…
Bunların hepsi birleşince ortaya tek bir sonuç çıkıyor:
Yağmur felakete dönüşüyor.

Oysa yapılması gereken çok net:
Dere yatakları kesinlikle daraltılmamalı
Üstü kapatılmamalı
Sürekli temiz ve açık tutulmalı
Su akışına engel olacak hiçbir yapılaşmaya izin verilmemeli
Ne kadar önlem alırsanız alın, eğer suyun doğal yolunu kapatırsanız, o su mutlaka bir yerden çıkar.

Yerel Yönetimlere Açık Mesaj
Bu şehir artık “yağmur korkusu” yaşamamalı.
Yerel yönetimler masa başında değil, sahada hesap yapmalı.
Projeler kağıt üzerinde değil, yağmur altında test edilmeli.
Sorulması gereken basit sorular var:
Bu dere 50 yıl sonra da yeterli olacak mı?
Bu köprü gerçekten taşkını kaldırabilecek mi?
Bu altyapı sadece bugünü mü, yoksa geleceği mi düşünüyor?
Eğer bu sorular sorulmazsa, her yağmur sonrası aynı haberleri yazmaya devam ederiz.
Son Söz
Şanlıurfa’nın kaderi bu değil.
Yüzyıllar önce yapılan bir köprü, bugünün şehir planlamasına ders veriyorsa, burada durup düşünmek gerekir.
Sorun yağmur değil…
Sorun, suyun yolunu unutan şehircilik anlayışıdır.

Ve unutmayalım:
Dereyi kapatırsanız, felaketin önünü açarsınız.

Advert