Gazetecinin görevi gerçeği araştırmak, doğrulamak ve kamuoyuna aktarmaktır. Haberden rahatsız olanların adresi sosyal medya yorumları değil, hukukun kapısıdır.

Son yıllarda sosyal medya öyle bir hale geldi ki, eline telefon alan herkes kendisini gazeteci, yorumcu, uzman ya da kurum sözcüsü zannetmeye başladı. Özellikle bir kurum, belediye, kamu kuruluşu veya herhangi bir yönetimle ilgili haber paylaşıldığında, konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bazı kişiler hemen ortaya çıkıyor. Daha haberin içeriğini tam okumadan, araştırmadan ve anlamadan savunmaya geçiyorlar.
Asıl ilginç olan ise bu kişilerin kendilerini kurum yöneticilerinden daha fazla sorumlu hissetmeleri. Sanki kurumun basın danışmanı, hukuk müşaviri ya da resmi sözcüsü gibi davranıyorlar. Oysa ortada bir eksiklik varsa, bir mağduriyet varsa veya vatandaşın gündeme getirdiği bir sorun varsa bunun haber yapılması gazetecinin görevidir.
Gazetecilik; alkış tutma sanatı değildir. Gazetecilik; gerçekleri yazma sorumluluğudur. Bir kurum güzel bir hizmet yapıyorsa onu da yazarız. Bir eksiklik varsa onu da yazarız. Vatandaş memnunsa bunu da haber yaparız, mağdursa onu da kamuoyuna duyururuz. Çünkü gazetecinin görevi birilerini korumak değil, halkı bilgilendirmektir.
Ne zaman bir haber birilerinin işine gelmese hemen aynı cümleler ortaya atılıyor: "Taraflı gazetecilik yapıyorsunuz", "Neden bunu yazdınız?", "Bunu haber yapmayın."
Peki gazeteci neyi yazacak? Sadece bazı kişilerin hoşuna giden haberleri mi?
Eğer öyle olacaksa gazeteciliğin anlamı kalmaz. Gazetecilik, güçlülerin duymak istediğini değil, toplumun bilmesi gerekenleri yazma mesleğidir. Bazen bir haber alkış alır, bazen tepki çeker. Ama gazetecinin pusulası kişilerin memnuniyeti değil, gerçektir.
Bir başka sorun da sosyal medyada yapılan bilinçsiz yorumlardır. İnsanlar olayın içeriğini bilmeden, belgeyi görmeden, araştırma yapmadan ahkâm kesiyor. Üstelik bazıları öyle bir tavır sergiliyor ki sanki kurum adına resmi açıklama yapıyor. Oysa hiçbir kurumun sosyal medya kahramanlarına ihtiyacı yoktur. Kurum isterse açıklamasını kendisi yapar, isterse sessiz kalır. Bu tamamen kurumun tasarrufudur.
Gazetecilere sosyal medya üzerinden ayar vermeye çalışanlar önce gazeteciliğin ne olduğunu öğrenmelidir. Gazetecilik talimatla yapılmaz. Gazetecilik, korkuyla yapılmaz. Gazetecilik, birilerini memnun etmek için hiç yapılmaz. Gazeteci gördüğünü, duyduğunu, araştırdığını ve doğruladığını yazar.
Elbette gazetecilik de sorumluluk ister. Kimsenin itibarına zarar vermek, asılsız iddialar ortaya atmak ya da iftira niteliğinde yayın yapmak kabul edilemez. Ancak belgeye, bilgiye ve araştırmaya dayanan haberlerden rahatsız olanların yapması gereken şey sosyal medyada saldırıya geçmek değil, hukuki haklarını kullanmaktır.
Kimse gazetecilere hangi haberi yapacağını, hangi haberi yapmayacağını dikte edemez. Çünkü gazetecilik kimsenin tapulu malı değildir. Ne siyasetçinin, ne bürokratın, ne de sosyal medyada kendisini her şeyin sahibi zannedenlerin...
Sonuç olarak; gazeteci gazeteciliğini yapsın, yönetici yöneticiliğini yapsın, kurumlar kendi açıklamalarını yapsın. Her haberin altına koşup kendisini makam sahibi yerine koyanlar da önce kendi görev alanlarına baksın. Çünkü gerçekler, sosyal medyada bağıranların değil; araştıranların, sorgulayanların ve doğruyu yazanların yanında durur.