Şanlıurfa siyasetinin en büyük sorunu artık hangi partinin kazandığı değil, siyasetin güven kaybetmesidir. Çünkü bu şehirde her seçim döneminde aynı isimleri farklı rozetlerle görmek sıradan bir hâle geldi. Dün en ağır sözleri söylediği partinin kapısında bugün fotoğraf veren, dün "bu parti memleketi kurtaracak" diyenin altı ay sonra başka bir partiyi aynı sözlerle övmesi artık kimseyi şaşırtmıyor.
Siyaset, ilke ve karakter işidir. Duruşu olmayanın siyasette kalıcı bir itibarı da olmaz. Ancak ne yazık ki Şanlıurfa'da bunun tam tersi yaşanıyor. Duruşunu koruyan insanlar geri planda kalırken, her dönemin adamı olmayı başaranlar başköşeye oturtuluyor. Bugün bir partide makam arayan, yarın başka bir partide aynı makamın peşine düşüyor. Değişen fikir değil; değişen sadece menfaat kapısı oluyor.
Atalarımız boşuna dememiş; "Tilki dönüp dolaşır, kürkçü dükkânına gelir." Bazı siyasetçiler de aynen böyledir. Bir partide istediğini bulamayınca diğerine gider, orada olmayınca bir başkasına geçer. Sonra yine eski kapıları çalar. Her gittiği yerde de aynı cümleyi kurar: "Asıl doğru parti burası." Peki dün doğru dediği ne oldu? O sözlerin hiç mi değeri yoktu?
Şanlıurfa'da siyaset maalesef çoğu zaman fakirin omuzlarında yükseliyor, ama kazancını zenginler topluyor. Seçim meydanlarında yoksulun kapısını çalanlar, seçim bittikten sonra lüks makam odalarına çekiliyor. Oy isteyen fakirin elini sıkıyor, seçim kazanılınca ilk iş kendi çevresini, akrabasını ve yakınlarını düşünüyor. İş bekleyen binlerce genç umutla sıra beklerken, güçlü olanın çocuğu ve yakını çoğu zaman daha kolay kapı açabiliyor. İşsiz gençlerin umudu tükenirken, ayrıcalıklı çevrelerin imkânları büyüyor.
Şanlıurfa'da yıllardır konuşulan ama değişmeyen bir gerçek var. Fakir sandığa gider, zengin makam odasına oturur. Fakir alkışlar, zengin ihale alır. Fakir umut eder, zengin servetine servet katar. Bu düzen değişmediği sürece siyasete olan güvenin yeniden oluşmasını beklemek hayal olur.
Bir de kendisini aşiretin, mahallenin ya da binlerce oyun sahibi zannedenler var. Sanki insanlar onların emrindeymiş gibi konuşuyorlar. Oysa hiçbir vatandaş kimsenin tapulu malı değildir. Oy, tehditle, baskıyla ya da gösterişle alınacak bir emanet değildir. Halk günü geldiğinde kimin samimi, kimin sadece koltuk peşinde olduğunu sandıkta gösterir.
Ne acıdır ki Şanlıurfa'da bazen teneke gibi ses çıkaran insanlar altın değerinde gösteriliyor. Sadece gürültü çıkardıkları için önemli sanılıyorlar. Oysa gerçek değer; makamdan makama koşmakta değil, zor günde bile sözünün arkasında durabilmektedir. Duruşu olmayanın rozeti değişebilir ama karakteri değişmez.
Bu şehir, çıkarına göre yön değiştiren siyasetçilerden çok çekti. Her seçim öncesi halka umut dağıtıp seçim sonrası halkı unutan anlayış artık sorgulanmalıdır. Şanlıurfa'nın ihtiyacı; makamdan makama gezen siyasetçiler değil, mahallesine, köyüne, ilçesine ve şehrine hesap verebilen, dürüst, ilkeli ve vicdan sahibi insanlardır.
Siyaset ticaret değildir. Parti rozetleri de pazarda satılan bir ürün değildir. Bir insan bugün başka, yarın başka renge bürünüyorsa toplumun güvenini de beraberinde kaybeder. Çünkü siyaset, günü kurtarma değil; gelecek inşa etme işidir.
Şanlıurfa artık aynı senaryoyu izlemek istemiyor. İnsanlar rozet değiştirenleri değil, sözünden dönmeyenleri görmek istiyor. Bu şehirin kaderi; birkaç güçlü ismin, birkaç zengin ailenin veya çıkar çevresinin insafına bırakılamayacak kadar değerlidir.
Unutulmamalıdır ki makamlar gelip geçer, servet artar azalır, partiler değişir. Ama geriye sadece insanın duruşu kalır. Duruşunu kaybeden, aslında her şeyini kaybetmiştir. Şanlıurfa'nın ihtiyacı da tam olarak budur: Rozeti değişen değil, sözü değişmeyen siyasetçiler.






