Şanlıurfa’nın ve B ilçesinin gri koridorlarında, plazaların cam kafelerinde ya da sıradan bir ilçe müdürlüğünün ahşap masasında... Yer, makam ve unvan değişir ama hikaye hep aynı kalır. Bir koltuğa oturulduğunda caka satılan, hava atılan o ilk günler, törenle kesilen kurdeleler, arkada kuyruk olan "hayırlı olsun" ziyaretçileri çiçekler... Hepsi o makamın verdiği geçici rüzgarın esintisindendir. O rüzgar arkadan eserken herkes kaptandır.
Ne var ki hayatın, bürokrasinin ve siyasetin değişmeyen tek bir kanunu vardır. Menfaatin bittiği yerde, makam da yön değiştirir.
İnsanoğlunun hafızası bazen şaşırtıcı derecede kısa ve az, çıkarları ise bir o kadar çok ve uzundur. Bir koltukta otururken etrafta fırfır dönenler, rüzgarın yönü hafifçe kuzeye döndüğünde ondan uzaklaştığında ilk kaybolanlardır. "Biz aslında hep sizinleydik" cümleleri, aslında o koltuğun getirdiği güce, imtiyaza, ihtişama ve etiketedir. O etiket söküldüğünde, geriye sadece insanın kendi özü kalır. İşte o öz, çoğu zaman o ağır makam koltuğunun altında ezilmiş, tanınmaz hale gelmiştir.
Atanmışlar dünyasında sadakat, fikre veya ideale değil, genellikle "o anki konjonktüre ve duruma" duyulur. İstediğini alamayan, beklediği paylaşımdan mahrum kalan ya da hesabı tutmayan odaklar, düğmeye basmakta gecikmezler hemen bası verirler düğmeye. Görev yeri değişiklikleri, unvan değişiklikleri, il/ilçe müdür değişiklikleri, "hizmet gerekçesiyle yapılan tayinler" bu mekanizmanın en sıradan, en alışıldık dişlileridir. Gidenin arkasından dökülen "Çok başarılıydı, büyük hizmetler yaptı" gelenin oturduğu andaki alkış sesleriyle karışır kaybolur. Aslında yöre, çok başarılıydı veya büyük hizmetler yaptı da demiyor. Kim bilir ne yaptı da gitti diyor.
Aslında acı olan, bu çarkın bu kadar hoyratça acımasızca dönmesidir. İnsanlar asıl gücün kendilerinde değil, oturdukları koltuğun armasında olduğunu unuttukları sürece bu senaryoyu tekrar izlemeye mahkumlardır. Oysa rüzgar dindiğinde, kağıttan kaleler ilk esintide yıkılır.
Günün sonunda geriye kalan nedir? Kurulan birkaç cümle, imzalanan birkaç görev değişikliği, verilmeyen ihaleler ve kırık dökük anılar... Tabi anı denilirse! Gerçek o ihaleyi almak için hoş görünmek bir birlerini davet etmek! Bir gün o koltuktan kalktığınızda arkanızda kimlerin kaldığına değil, kimlerin hala yüzünüze bakabildiğine bakmalı insan. Çünkü makamlar baki, menfaatler geçici, geriye kalan ise sadece onurlu bir duruştur. Açsanız zaten o duruş da yok. Hep bana rabbena. Ve o duruş, hiçbir görev değişikliğini yazmaz. Pastadan pay verirse zaten görev değişikliğine gerek kalmaz. Unutma! atandın, er veya geç daha önce olduğu gibi yine gideceksin.