İran savaşı, ABD açısından giderek Washington’ın iradesini dayatmaya yönelik bir askerî operasyondan, ülkenin güç kapasitesi için ciddi bir sınava dönüşüyor. Donald Trump yönetimi hâlâ üstünlük ve durumun kontrol altında olduğu yönünde bir görüntü vermeye çalışırken, ABD’nin siyasi ve askerî yapısı içinden yayımlanan raporlar, savaşın maliyeti, silah stokları ve savaşın sürdürülmesinin sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığını gösteriyor.
New York Times, özel haberinde ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, ülkesinin askerî komutanlarından İran savaşının durumuna ilişkin doğrudan ve filtresiz değerlendirmeler sunmalarını özel olarak istediğini bildirdi. Haberin önemi yalnızca komutanların uyarılarının içeriğinden kaynaklanmıyor. Vance’in savaşın gidişatına ilişkin farklı bir tablo elde etmek için doğrudan askerî komutanlara başvurması, yönetimin kamuoyuna sunduğu anlatıyla içeride yapılan değerlendirmeler arasında bir fark bulunduğuna işaret ediyor olabilir.
New York Times’ın haberine göre ABD’li komutanlar, savaşın devam etmesinin ülkenin kritik silah stokları üzerinde baskı oluşturabileceği konusunda Vance’i uyardı. Patriot hava savunma füzeleri ve uzun menzilli füzeler, uzun süreli bir çatışmada yoğun şekilde kullanılmaları halinde ABD ordusunun operasyonel kapasitesini etkileyebilecek başlıca sistemler arasında yer alıyor.
Komutanların endişesi yalnızca İran cephesindeki durumla sınırlı değil. Askerî ekipman ve kaynakların Batı Asya’ya aktarılmaya devam etmesinin, ABD’nin Çin, Rusya ve Kuzey Kore karşısındaki caydırıcılığını sürdürme kapasitesini de etkileyebileceği uyarısında bulunuldu.
Bu değerlendirme özellikle önemli. Çünkü ABD’nin askerî hesaplamaları yalnızca İran sahasında yaşananlara göre yapılmıyor. Washington aynı zamanda Doğu Asya ve Avrupa’daki büyük rakipleriyle olası karşılaşmalara yönelik kapasitesini korumak zorunda. Dolayısıyla İran savaşının süresi uzadıkça, ABD’nin bu çatışmaya ne kadar kaynak ayırabileceği sorusu da daha fazla önem kazanıyor.
Bu arada ABD’li komutanların, İran’ın ilk beklentilerin aksine daha güçlü bir direniş gösterdiği değerlendirmesinde bulunduğu aktarılıyor. Gazetenin haberine göre komutanlar Vance’e, İran’ın ağır kayıpları göze alabileceğini ancak çökmeyeceğini söyledi.
Bu değerlendirme önemli; çünkü herhangi bir savaşın başlangıcındaki temel hesaplamalardan biri, karşı tarafın dayanma kapasitesinin ve gücünün ne kadar hızlı aşınacağının öngörülmesidir. Karşı taraf beklenenden daha fazla baskıya dayanabilir ve savaşı sürdürebilirse, saldıran tarafın hesaplarını da değiştirmesi kaçınılmaz hale gelir.
Tam da bu noktada JD Vance’in tutumunun önemi ortaya çıkıyor. Vance, savaş başlamadan önce de ABD’nin İran’da geniş çaplı bir çatışmaya girmesi konusunda şüphelerini dile getirmişti. Şimdi ise New York Times’ın haberine göre savaşın sona erdirilmesi için bir yol bulunması konusunda daha fazla rol üstlenmeye çalışıyor.
Vance, Trump’a tavsiyelerde bulunurken askerî komutanların değerlendirmelerinden yararlanıyor. Bu durum, savaşın sona erdirilmesi meselesinin en azından ABD siyasi yapısının bir bölümünde artık tali bir konu olmaktan çıktığını gösteriyor.
Ancak bu haberden, ABD ordusunun savaşı sürdürme kapasitesini kaybettiği veya Washington’ın askerî bir yenilginin eşiğinde olduğu sonucu çıkarılmamalı. ABD hâlâ dünyanın en büyük askerî kapasiteye sahip ülkelerinden biri ve operasyonlarını sürdürmek için geniş imkânlara sahip. Ancak önemli nokta şu: ABD’nin askerî gücü sınırsız değil.
ABD gibi büyük bir ordu bile mühimmat stokları, üretim kapasitesi, askerî konuşlandırmalar, maliyetler ve aynı anda birden fazla bölgede devam eden yükümlülüklerle karşı karşıya.
İran savaşının kritik noktası da aslında burada ortaya çıkıyor. Kısa ve sınırlı bir askerî operasyon daha uzun süreli bir çatışmaya dönüştüğünde, daha güçlü tarafın başlangıçtaki avantajları mutlaka hızlı bir zafer getirmiyor. Böyle bir durumda zaman da başlı başına bir güç unsuruna dönüşüyor.
Savaşın devam ettiği her gün daha fazla mühimmat tüketimi, daha yüksek maliyet ve karar alıcılar üzerinde daha fazla baskı anlamına geliyor.
Öte yandan Patriot sistemleri ve uzun menzilli füze stoklarının azalmasına ilişkin uyarılar yalnızca teknik bir askerî mesele değil. Bu konu doğrudan ABD’nin caydırıcılık kapasitesiyle bağlantılı.
Washington, Batı Asya, Avrupa ve Doğu Asya’da aynı anda gücünü korumaya ve hem müttefiklerine hem de rakiplerine birden fazla cephede karşılık verebilecek kapasiteye sahip olduğunu göstermeye çalışıyor. Uzun süreli bir savaş bu kapasitenin önemli bir bölümünü tüketirse, ABD farklı öncelikleri arasında daha zor tercihler yapmak zorunda kalabilir.
Bu nedenle New York Times’ın haberini yalnızca Trump yönetimi içerisindeki bir görüş ayrılığı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Haber, ABD’de üst düzey karar alma mekanizmalarında savaşın seyri ve maliyetleri konusunda endişelerin bulunduğunu gösteriyor. Daha önemlisi, bu endişeler ordunun gerçek kapasitesine dayanarak savaşın sürdürülmesi konusunda değerlendirme yapmakla yükümlü askerî komutanlar tarafından dile getiriliyor.
Sonuç olarak bu haberin Tahran açısından belki de en önemli mesajı, savaşın uzamasının güç dengesini değiştirebileceği yönünde. ABD hızlı bir zafer kazanmak amacıyla savaşa girmiş olabilir. Ancak İran direniş kapasitesini koruyabilir ve savaşın maliyetini Washington açısından artırabilirse, mesele “darbe vurma kapasitesinden” “savaşı sürdürme kapasitesine” dönüşür.
İran savaşı artık yalnızca iki tarafın askerî gücünün sınandığı bir alan değil; aynı zamanda iradenin, ekonomik kapasitenin, silah stoklarının ve uzun süreli bir çatışmayı yönetme kabiliyetinin sınandığı bir mücadele haline geliyor.
ABD Başkan Yardımcısı’nın savaşın geleceğine ilişkin filtresiz değerlendirme almak için doğrudan askerî komutanlara başvurması da ABD güç yapısı içerisindeki savaşın geleceğine ilişkin endişelerin göz ardı edilemeyeceğine dair dikkat çekici bir işaret olarak değerlendiriliyor.

