Öncelikle neden tırnak içinde yazdığımı belirteyim. Çünkü DEM parti dışında kimse bu sürece barış süreci demiyor. Gerekçesi ise barışın temel koşulunun karşılıklı mutabakat ve çıkarlara dayalı olmasıdır. Yani gerçekleşmesi mümkün olan bir pazarlıktır. Aynı zamanda karşılıklı olarak tavizler vererek geneklikle de sorunlara geçici  çözümler bulmaktır. 
   Görünen o ki birisi istiyor diğeri yerine getirme karşılığında alkıştan başka bir karşılık görmüyor. 
Çok ilginçtir ki Suriye'deki Kürtlerle ilgili gelişmelerin ve kazanımların savunuculuğunu yapanlar  nedense Türkiye'de bu durumu red ediyor. Bu bir çelişkidir. 
   Var olan ateşkes sürecinde eğer Kürtler Irak ve Suriye'deki gibi siyasal kazanımlar elde edemezlerse çok açıktır ki Kürt sorunu çözülmemiş olur. 
   Burada bir yanlışı yüzeye çıkarmak gerekiyor. Siyasal bir statüden söz edildiğinde hemen gündeme ülkenin bölünmesinin ve bunun sonuçlarının yaratabileceği tehlikeler gündeme geliyor. Türkiye elbette Irak, Suriye, ve İran Kürtlerinin koşullarında yaşamıyor. Bu farklı durum, birlikte yaşamaya haklı bir gerekçe olabilir. Ancak siyasal bir statü istemenin ülkenin bölünmesi anlamına gelmediğini unutmamak gerekir. Koşulları farklı olmasına rağmen ve siyasal bir statü edinilmesini rağmen bile diğer parçalar ayrılmış, bölünmüş değillerdir.  
   Süreç, ülkede Kürtlerin siyasal bir statü elde etmeden sonuçlanırsa durum daha tehlikeli boyutlara ulaşır:
1- Kürt sorunu daha da büyür ve Türkiye bu sancılara dayanamaz.
2- Sürece öncülük edenler sürecin altında kalır ve  yeni çatışmacı hareketler ortaya çıkabilir. Kürt sorunu terörize edilebilir.
3- Kürtler arasında  iç hesaplaşmalar ortaya çıkabilir.
3- Yükselen Kürt ulusal bilinç dalgası yayılarak etnik çatışmalara kadar ulaşabilir.
4- Uluslararası  güçlerin Kürt sorununa ilgisi zayıflayabilir.
5- Ortadoğu'da durum kısmen  sakinleştikten sonra Türkiye  yeni bir politikaya atılabilir.
6- Demokratik bir siyasetin önü tamamen kapanabilir.
7- Kürtler çok daha ağır sorunlarla karşılaşabilir.