Dünya bir süredir tuhaf bir düzenin içinde dönüp duruyor. Güçlü bir ülke başka bir ülkeye müdahale ediyor, bombalar patlıyor, yönetimler devriliyor. Olan biten “iddia”lara göre demokrasi için yapılıyor. Ama işin garip yanı, her müdahalede aynı manzara karşımıza çıkıyor: Birileri alkışlıyor, birileri susuyor, olan yine halka oluyor.
Son olarak Venezuela’da yaşananlar da bu tablonun yeni bir halkası. ABD’nin askeri müdahalesi ve ülke yönetimine yönelik hamleleri, “uyuşturucu ile mücadele” ve “meşruiyet sorunu” gerekçeleriyle savunuluyor. Ancak bu gerekçelerin ne kadar samimi olduğu tartışmalı. Zira benzer iddiaları daha önce Filistin’de, Yemen’de ve Ortadoğu’nun pek çok noktasında da duyduk.
Alkışlayanlar Hep Aynı
Bir ülkeye müdahale edilirken, her zaman hazır bekleyen bir kesim oluyor. Kimileri çıkarı için, kimileri korkusundan, kimileri de ideolojik yakınlıktan dolayı yapılanları sorgulamadan destekliyor. Yandaşlar şakşaklıyor, çıkar çevreleri sessiz kalıyor, cesaret göstermesi gerekenler ise susmayı tercih ediyor.
Filistin’de yıllardır yaşananlar ortada. On binlerce sivil hayatını kaybederken, bazı ülkeler ve onların içerdeki işbirlikçileri bu durumu ya görmezden geldi ya da meşrulaştırmaya çalıştı. Yemen’de açlık ve hastalık milyonları tehdit ederken, dünya uzun süre sessiz kaldı. Bugün Venezuela için kullanılan dil de iddialara göre aynı aklın ürünü.
Mesele Demokrasi mi, Çıkar mı?
Şu soru artık açıkça sorulmalı: Demokrasi neden hep petrolün, doğal kaynakların ve stratejik bölgelerin olduğu ülkelerde hatırlanıyor? Venezuela’nın petrolü, Filistin’in jeopolitik konumu, Yemen’in deniz yollarındaki yeri… Bunların hepsi tesadüf mü?
İddialara bakılırsa, mesele demokrasi değil; mesele güç ve çıkar. Söz dinlemeyen yönetimler hedef haline getiriliyor, müdahaleler meşrulaştırılıyor, ardından yeni düzen kuruluyor. Bu süreçte Siyonist çıkarlarla örtüşen politikalar ve bölgesel işbirlikçilerin rolü de sıkça tartışma konusu oluyor.
Suskunluk da Bir Tavırdır
En az müdahaleler kadar dikkat çekici olan bir başka gerçek de suskunluk. Bazı ülkeler, bazı siyasi yapılar ve bazı kanaat önderleri, yaşananlar karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor. Oysa suskunluk da bir tavırdır. Yanlış karşısında konuşmamak, zamanla yanlışı normalleştirir.
Bugün Venezuela için susanlar, dün Filistin için sustu. Yemen’de sessiz kalanlar, yarın başka bir ülke için de susacaktır.
Son Söz
Güçlü olanın müdahale ettiği, yandaşların alkışladığı, korkakların sessiz kaldığı bir dünyada adaletten söz etmek giderek zorlaşıyor. Hukuk, sadece işine gelince hatırlanan bir kavrama dönüşmüş durumda.
Bugün Venezuela, dün Filistin, önce Yemen… Değişen sadece ülke isimleri. Değişmeyen ise çıkar düzeni.
Ve bu düzenin bedelini her zaman halklar ödüyor.

