URFA’YA İHANET Mİ EDİLİYOR, YOKSA URFA MI UYUTULUYOR?
Şanlıurfa’nın toprağı, makamı ve geleceği elinden alınırken susanlar neyi bekliyor? 400 dönümlük arazi tartışmasından 1700 yataklı Şehir Hastanesi’nin yönetimine kadar aynı soru karşımızda: Bu şehir neden kendi evlatlarına güvenmiyor?
Şanlıurfa’da artık bazı meseleleri sadece “atama”, “ihale” veya “görevlendirme” olarak görmek mümkün değil. Çünkü karşımızda yıllardır tekrar eden daha büyük bir tablo var.
Urfa’nın kendi insanı neden hep geride bırakılıyor?
1700 yataklı Şehir Hastanesi’nin yanında bulunan yaklaşık 400 dönümlük alan tartışılırken Şanlıurfa’nın bir kesimi sessiz kaldı. Şimdi aynı sessizlik, Şehir Hastanesi’nin başhekimliği konusunda da karşımıza çıkıyor.
Peki neden?
Bu şehirde yetişmiş insan mı yok?
Yıllardır sağlık sektöründe görev yapan, tecrübesi bulunan, bu şehri bilen insanlar mı yok?
Var.
Hem de fazlasıyla var.
Ama nedense söz konusu önemli makamlar olduğunda gözler hep başka yerlere çevriliyor.
Şanlıurfa, Türkiye’nin insan kaynağı deposu mu?
Birçok kurumda önemli görevler için şehir dışından isimler geliyor. Peki bu isimleri kim gönderiyor? Kim öneriyor? Kim karar veriyor? Daha da önemlisi, Şanlıurfa’nın kendi insanlarının önünü kim kesiyor?
Bu soruların cevabı verilmeden “liyakat” kelimesini kullanmak kolaycılıktır.
Elbette her atama eleştirilecek diye bir şey yok. Göreve getirilen herkesin başarılı olması hepimizin temennisidir. Ancak mesele tek bir kişi değildir.
Mesele sistemdir.
Mesele, Şanlıurfa’nın kendi yetişmiş insanlarının sürekli olarak ikinci plana itilmesidir.
Siyasetçiler koltuklarını korumak için mi susuyor?
Şehrin hakkını savunmak yerine siyasi dengeleri bozmamayı mı tercih ediyorlar?
Yoksa herkes birbirinin önünü keserek kendi alanını mı korumaya çalışıyor?
İnsan ister istemez soruyor:
Şanlıurfa’ya sahip çıkması gerekenler, siyasi hesaplar uğruna bu şehre haksızlık mı ediyor?
Artık bu şehir “nasıl olsa Urfalılar unutuyor” anlayışından kurtulmalıdır.
Çünkü Urfa unutmaz.
Sadece uzun süre susar.
Ama bir gün sorar:
“Bu makamlar neden bizim insanımıza verilmedi?”
“Bu işler neden bizim firmalarımıza bırakılmadı?”
“Bu kararların arkasında kim vardı?”
“Şanlıurfa’nın hakkını kim savundu?”
Şanlıurfa’nın artık Ankara’dan gönderilen isimleri bekleyen değil, Ankara’da kendi evlatlarının da söz sahibi olduğu bir şehir olması gerekiyor.
Bu bir kavga çağrısı değildir.
Bu, bir uyanış çağrısıdır.
Çünkü mesele ne başhekimdir, ne bir makamdır, ne de 400 dönümlük arazidir.
Mesele Şanlıurfa’dır.
Ve artık asıl soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
SİYASİ KOLTUKLAR KORUNURKEN ŞANLIURFA’NIN GELECEĞİ Mİ FEDA EDİLİYOR?
Biz artık gerçekten şaşırdık. Şanlıurfa ne zaman kendi öz evlatlarına güvenecek?

