İnsan bir muamma…
Onu anlamak çok zor. Her birimiz farklı farklıyız. “Her insan bir cihandır.” misali… Olumlu ve olumsuz ne varsa kendimizle birlikte taşıyoruz. Her an her şeyi yapabiliriz. “İnsana dair hiçbir şey beni şaşırtmaz.” misali…
Ve ne yazık ki olumsuz anlamda, her an her şeyi yapan insanların ülkesi hâline geliyoruz.
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde yine bir okul baskını…
Valiliğin açıklamasına göre, öğrencilerin okula geldiği sokakta av tüfeğiyle ateş açılması sonucu 3’ü ağır 11 öğrenci yaralandı. Şüpheli ve aralarında anne, baba ve dedesinin de bulunduğu 8 kişi gözaltına alındı.
Geçen yıl nisan ayında Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda da benzer bir olay yaşandı. 14 yaşındaki bir öğrenci okulunda silahlı saldırı düzenledi. Saldırıda bir öğretmen ve dokuz öğrenci hayatını kaybetti, 15 öğrenci yaralandı.
Bunlar normal şeyler değil.
Peki, nasıl oluyor da doğduğunda bakıma muhtaç, iki-üç gün aç bırakıldığında ölecek kadar narin ve zavallı olan bu bebeklerden böylesine canavar katiller yaratıyoruz?
Toplum, devlet ve bireyler olarak; özellikle de öğretmenler ve eğitimciler olarak bunu sorgulamayacak mıyız?
Bence sorgulamalıyız.
Bir baba, öğretmen ve eğitimci-yazar olarak şunu söyleyebilirim:
Çocuk yetiştirmek dünyanın en zor işidir.
Dikkat ister, özen ister, özveri ister; en çok da sevgi ister.
Önce aile ortamı sağlıklı olmalıdır. Çocuk, sevgi ortamında, ayrım yapılmaksızın ve insani değerlerle yetiştirilmelidir.
Ne yazık ki bu her zaman böyle olmuyor.
Çocuklar, ailelerinin ideolojik kurbanları olabiliyorlar. Müslüman bir aile çocuğuna katı dinî kurallar; Kemalist, Atatürkçü veya milliyetçi bir aile katı milliyetçi ve ulusalcı anlayışlar; Marksist bir aile ise katı Marksist düşünceler öğretebiliyor.
Çocuk, daha küçük yaşta birtakım kalıpların içine sokuluyor. Kendisinden farklı düşünenleri, büyükleri gibi ötekileştirebiliyor, hatta düşman olarak görebiliyor.
Bu bir.
İkinci aşama, okuldaki müfredat ve okul ortamıdır.
Asıl demokratik eğitimin ve demokratik ortamın olması gereken yer okuldur. Bedenen sağlıklı, ruhen özgür, sorgulayabilen ve farklı düşüncelere saygı gösterebilen bireyler yetiştirmemiz gerekir.
Oysa okulların da zaman zaman belirli ideolojik ve siyasal anlayışların etkisine girdiği görülüyor.
Çocuklar ideolojik kuşatma altında!
Oysa çocuğu sorgulamadan bir kalıba sokan dogmatik bir eğitim anlayışı olmamalıdır.
Bu da iki.
Üçüncü olarak çocukların eğitiminde çevre ve olanaklar önemlidir.
Bazı çocuklar sağlıklı bir çevrede ve yeterli sosyal olanaklara sahip bir ortamda büyüyemiyor. İstismar, şiddet, yoksulluk ve sosyal dışlanma, çocuğun dünyasını derinden etkileyebiliyor.
Bu da üç.
Sonuç
Durum ortada.
Canavar, katil çocuklar yetiştiriyoruz!
Ama çocuklar canavar, katil doğmaz.
Onları aile, okul ve toplum yetiştiriyor.
Bunu unutmayalım.
Peki, çare nedir?
Ailede, okulda ve çevrede; ideolojilerden arınmış, sevgiye, özgürlüğe, akla, bilgiye, sağduyuya ve demokratik değerlere dayanan bir eğitim anlayışı…
Belki de insanı yeniden anlamaya buradan başlamalıyız.