(Hey gidi günler hey!)
1975, 1976 ve 1977 yıllarında Ergani’de, Ergani’nin iyi kahvecileri Cemekli Abbas (Solmaz) Dayı, halk arasında Kuzu Ali olarak bilinen Ali Obus ve Nuri Güzel Ağabey’in yanında garson, zaman zaman da ocakçı (çay yapan) olarak çalıştım. Onlar beni, ben de onları seviyordum. Abbas Dayı ve Nuri Abi vefat ettiler. Mekânları hurilerin yanı cennet olsun. Ali Obus hâlâ yaşıyor, Allah sağlıklı ömür versin. Üç ustam da nevi şahsına münhasır insanlardı.
O yıllarda kahvehanelerde müziğin kaynağı kasetçalarlar ve plaklardı. Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses/Akbaş( Müslüm Baba) ve Halit Araboğlu’nun şarkıları gün boyu durmaksızın çalınırdı. Dönem arabesk dönemiydi. Nuri Abi’nin ise Halit Araboğlu’na ayrı bir sevgisi, düşkünlüğü vardı. Özellikle Sevda Yüklü Kervanlar ve Sana Bir Mektup Yazdım plaklarını defalarca dinler, şarkının sözlerine eşlik ederdi:
“Sana bir mektup yazdım,
Vermeye korkuyorum.
Seni çok seviyorum,
Demeye korkuyorum.
Eğdim başımı sana,
Merhamet et bana.
Eğilen baş kesilmez,
Bıraktım vicdanına.”
Bu parçayı dinleye dinleye adata sarhoş olurdu. “Of ulan of” deyip, “Seni çok seviyorum; Bu gece Diyarbakır’dayım”, derdi.
1980 Askerî Darbesi sonrası Türkiye’nin kimyası değişti. Bir günde Türkiye’deki yayın organları, siyasal, sosyal ve toplumsal olayları çekmeceye kilitleyerek askeri cuntanın şakşakçılığını yapmaya başladı. Bu arada Bulvar gazetesi ve benzeri bulvar gazeteleri ortaya çıktı. Bunlar, sosyal konularda abartılı dedikodu yayınları yaptılar. Siyaseten ağır bir dönemdi; medyanın durumu içler acısıydı.
O dönemde Ergani Dicle Öğretmen Lisesi’nde başmüdür yardımcısı ve matematik öğretmeni olarak çalışıyordum. Bekleyiş içindeydik; askerî yönetimin uygulamaları nasıl olacak diye… Arkadaşlarla, okuldaki benim bekar lojmanımda bir araya gelerek sohbet ediyor, kendimize olanaklarımız dahilinde çilingir sofrası kurarak sosyal bir ortam yaratıyorduk.
Güzel insan, güzel abim/hocam Hüsnü Güzel’den Kürtçe ve Türkçe şiirler, türküler; ilçeden konuğumuz olan sevgili gençlik arkadaşım ve dava arkadaşım Mehmet Tomar’dan da fıkralar ve bulvar şiirleri dinliyorduk. Mehmet Tomar arkadaşımın okuduğu bir bulvar şiiri hâlâ ezberimdedir:
“Neden yağmak istersin ey yağmur,
Cadde ıslak, yol ıslak,
Eğer gönlümü ıslatmak istiyorsan,
Nafile, onlar ezelden ıslak.”
Geçmişte devrimci coşkuyu ve 12 Eylül askeri darbesiyle hüznü; ardından gelen işkenceleri, hapisleri ve sürgünleri birlikte yaşadık. Özlem ve lanetle yaşadığımız günler geride kaldı!
Bugünlerde sosyal medyada viral olan bir türküyü dinleyerek; ben de Nuri abim gibi, “Of ki ne of…” diyorum:
“Gül ki
Güller açsın
Gül,
Yanağında.
Yanım,
Sola dönük
Yatam sağında.
Firdevs’i âlâda,
İrem bağında;
Sana benzemeyen
Gül, olmaz olsun,
Gül olmaz olsun!
Of!”
Bir de sosyal medyada, 638 bin beğeni, 14.900 yorum ve 416 bin paylaşım alan genç bir arkadaşın farklı bir konuda içten ve samimi yorumunu YouTube de dinleyerek düşünüyorum:
“Az önce bir haber okudum. Norveç halkı isyanda diyor. Merak ettim; Norveç halkına ne oluyor? Onlar niye isyanda? Olan şu: ‘Ukrayna-Rusya savaşı olunca, Rusya Avrupa’ya gaz satmıyormuş. Dolayısıyla ikinci gaz tedarikçisi olan Norveç en çok gaz satan ülke oluyor ve ekstra yüz milyar dolar para elde ediyor.’
Şimdi buraya kadar ne var, diyebilirsiniz. Ama halk isyan ediyor. Diyor ki: Biz bu yüz milyar doları kullanamayız. Savaşta çıkar elde etmiş oluruz. Kendimize yakıştıramıyoruz bu yüz milyar doları. Bu paranın Ukrayna’ya verilmesini istiyoruz. Halk bundan dolayı rahatsızlığını eylemlerle hükümetlerine duyuruyor.
Bizi düşündüm… Deprem zamanı artan kiraları, öğrenciye üç katına kiraya verilen evleri, Ramazan ayında artan fiyatları ve daha birçok şeyi düşündüm.
Yorum sizin!”
Ben de düşündüm, hem de birçok şeyi yeniden yeniden düşündüm. Kendi kendime dedim ki: Erdemli ve dürüst olmak için katı Marksist, Kemalist/Atatürkçü veya siyasal-dinci olmaya gerek yok. Bunların üçü de hamdolsun bizde var ama özgürlük, hukuk ve demokrasi; erdem ve dürüstlük yok. Demek ki bu iş katı ideolojiler ve ulu lider veya önderlerle olmuyor. Her türlü ideolojik bağnazlıktan ve lider/önderlik sultasından özgür aklımızı kullanmak için çıkmalıyız. Yalnız hukuk, demokrasi ve özgürlük için mücadele etmeliyiz.
Bence insanlık için örnek model, İskandinav ülkelerinindeki rejim ve devlet yapısının daha da geliştirilmiş modeli olabilir.
Bunu düşünelim derim…
Başka arayışlara gerek var mı?
Durum ortada!