Müslüm Üzülmez
12 Şubat 2026 tarihinde 1968/78 kuşağını anlatan “Bir Dosta Seslenişim” başlıklı yazımın sonlarında bir yerde şunu yazmıştım: “Doğa ana kucağını açmış gelecek yiğit evlatlarını bekliyor: kızlarını ve oğullarını.”
Evet, doğa ana yiğit bir evladını daha bağrına bastı.
Fatih Salık bizleri kendimizle baş başa bırakıp doğa ananın kollarında öte dünyaya gitti.
Akciğerinde oluşan zalim derde karşı çok direnmesine rağmen, 5 Ekim 2026 günü hastalık direncini kırıp onu aramızdan aldı.
Yukarda bahsini ettiğim yazıma, Fatih, 13 Şubat 2026’da yaptığı yorumda:
“Abi yüreğine sağlık.
Çok duygulandım ve kendimize saygım bir kat daha arttı.
Ne mutlu bize ki bu şahane neslin bir bireyi olabildik,” diye yazmıştı.
Ne diyeyim? Kardeşim Ali Haydar’ın bir yazısında belirttiği gibi: “Hastalık ve ölüm bizim bir parçamız, biz canlılara özgü, ama hastalık çocuklara, gençlere ve özellikle devrimcilere hiç yakışmıyor.” Hele Fatih’e hiç yakışmadı…
Her insan gibi Fatih’in de eksiklikleri, kusurları olabilir ama o, iyi bir insan, iyi bir baba, iyi bir dost, iyi bir yoldaş, iyi bir devrimciydi. Ve Kürt halkının haklı davasını savunan iyi bir özgürlük savaşçısıydı.
1957 doğumludur. Baba adı Mustafa, Ana adı: Hatice’dir. Diyarbakır-Ergani İsmet Paşa (Bağür) Nüfusuna kayıtlıdır. Ekonomik olarak çok zor koşullarda okudu, öğretmen oldu ve gençliğinden itibaren halkının ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesinde sarsılmaz bir inançla yerini aldı.
12 Eylül 1980 öncesinde bir dönem İlerici Gençler Derneği-İGD Ergani Şubesi’nin önce sekreterliğini, ardından da başkanlığını yaptı. Tarihi Türkiye Komünist Partisi üyesiydi. Tam hatırlamıyorum, ama bir sohbetimizde kendisinin bana söylediğine göre kendisini TKP’ye üye yapan benim. Şayet hafızam beni yanıltmıyorsa parti ismi Hüseyin Pınar’dı.
Fatih, 12 Eylül sonrası 12.09.1982’de gözaltına alındı. T.C. Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı I Numaralı Askeri Mahkemesi’nde arkadaşları ve yoldaşlarıyla birlikte “TKP Örgütü” davasından yargılandı. 23.12.1982’de tutuklandı ve sonrasında TCK’nun 141. maddesinden 8 yıl ceza aldı. Uzun bir dönem kötü namıyla uluslararası üne sahip Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi’nde kaldı. Aynı dönemde cezaevinde tutuklu olmamıza rağmen aynı koğuşta hiç kalmadık, hep farklı farklı koğuşlarda kaldık. Mahkemeye gidiş gelişlerde ve mahkeme salonunda ancak birbirimizi görebiliyorduk: konuşmadan, kaş göz işaretiyle selamlaşabiliyorduk.
Şunu çok net söyleyebilirim: o, amansız zor yıllarda cezaevinde yürekli bir tutum sergiledi: zalimlere teslim olmadı!
Ben, 1984 yılında cezaevinden çıktıktan sonra birkaç yoldaşımla birlikte 12 Eylül’ün TKP’nin Kürdistan parti örgütlerinde açmış olduğu yaraları sarma ve parti örgütlerini yeniden toparlama çalışmasına başladık.
O döneme ilişkin yaptığımız önemli işlerden biri de, Antik Çağ’da yaşamış bir bilgenin, “Hiçbir şeye imkânsız deme,/ Ne de yemin et olmayacak diye…” dizelerini doğrularcasına, bazı yoldaşların gayret ve örgütlemesi sonucu TKP Parti Programı’nın 1985 yılında Diyarbakır 5 Nolu’daki bütün engelleri aşarak tutuklu arkadaşlara ulaştırılmasıdır. Program 25. Koğuş’a girince, Fatih, Parti Programı’nı el yazısıyla güzelce kağıtlara yazar, orijinal metin imha edilir; yakalanma durumunda riski azaltmak için. (Daha geniş bilgi için Yoldaş Koçero kitabıma bakabilir. s. 206-208.)
Fatih cezaevinden çıkınca kendisiyle hemen ilişki kuruldu. Sonrasında 1988 yılı başlarında Parti Okulu’na Eğitime gönderildi. O dönem bölgeye bakanlardan biri olmam nedeniyle, Eğitime gideceği gün İstanbul’da uzun uzun sohbetlerimiz oldu. Bu sohbetimizi es geçiyorum, Eğitimden döndüğünde yaptığımız konuşmadan bir bölümünü ilginç olması nedeniyle aktarmak istiyorum. Bu konuşmayı yaptığımız zaman TKP’deki örgütsel yöneticiliğimi bırakmış, sadece sıradan bir üye durumundaydım. Tabi bu durumu sadece sorumlu arkadaşlar biliyordu, başkaları bilmiyordu. Fatih’te bilmiyordu.
1988’in sonlarında Fatih Eğitimden dönünce, İstanbul Topkapı’da buluşup Aksaray’a doğru sohbet ederek yürümeye başladık. Aksaray’dan da Karaköy’e doğru yürümeye devam ettik. Fatih, Karaköy’de bir binanın önünde birikmiş kalabalığı işaret ederek;
-Abi, burası ne binasıdır? Bu insanlar niye toplanmışlar burada, diye sordu. Ben de,
-Fatih, bu bina Borsa binasıdır. Toplanan insanlar da borsa ile ilgilenen, asılı panodan hisseleri yükselen veya değer kaybeden firmaları takip ediyorlar ya da ayaküstü borsa hisselerini alan ve satanlardır, diye cevapladım. (O zaman Borsa binası Karaköy’deydi.)
Sonra, nereden aklıma geldiyse;
-Fatih, şimdiye kadar sen herhangi bir bankada hiç hesap açtın mı, hiç çek defterin oldu mu ya da bir çekin arkasını hiç ciro ettin mi, diye sordum.
-Yok Abi, deyince, gülümseyerek;
-Fatih iyi ki biz bu devrim denen şeyi yapmamışız, deyiverdim.
Fatih Eğitimden dönmüş, ideolojik ve politik olarak misyon yüklenmiş. Müslüm Abi’si “İyi ki devrim yapmamışız” deyince, mahcup bir şekilde boynunu bükerek;
-Niye Abi?
-Fatih, ekonomiyi ne sen bilmiyorsun, ne ben. Diğer yoldaşlarda bizden farklı değil. Eğer devrimi yapsaydık muhtemelen Diyarbakır’a ben Vali, sen de Kuvvet Komutanı olacaktın. Ama biz ekonominin işleyiş çarkını bilmiyoruz. O zaman ne olurdu: Ya sinsice altımızı oyacaklardı ya da bizleri kendilerine benzeteceklerdi, dedim. Bunun üzerine üzgün bir şekilde düşüncelere daldı. Konuşmadan bir müddet daha yürüyüşümüze devam ettik ve sonrasında ayrıldık. O, Diyarbakır’a gitti, ben İstanbul’da kaldım.
1991 yılında TCK’nda yer alan 141-142. ve 163. maddeleri yürürlükten kaldırılmasıyla aldığı cezanın sicilinden silinmesi sonucu İstanbul-Ümraniye’de öğretmenliğe başladı. Bildiğim kadarıyla yoksul çocukların eğitim gördüğü bir ortaokulda 25 yıl çalıştı. Ama toplumsal gelişmeleri, olayları takip etmeyi hiç aksatmadı.
Ama artık Fatih yok. Yaptıkları, ettikleri hepsi anılarda kaldı. Üzülmekten başka ellimizden hiçbir şey gelmiyor.
Hayat hikayesini/anılarını bildiğim kadarıyla kitap olabilecek şekilde bitirmişti. Tekno-kapitalizmle ilgili çalışmasına ise devam ediyordu. Bunlar ve varsa başka çalışmaları bilgisayarında kayıtlı olmalı. Anısını yaşatmak için, yaptığı bu çalışmaları umarım ailesi bir yolunu bulup yayınlatır.
Ailesine, sevenlerine ve dostlarına sabır ve güç diliyorum.
Yattığı yer gül ve gülistanlık olsun.
