Ali Ekber PEKŞEN
Arkama bakmadan çekip çıktım gibi beylik bir lafla anlatılan, uzunca yılların birikimi bir hayattır aslında. Çekilen, aynı zamanda aynı mekânın girişi olan kapıdır. Çıkıp arkaya bakmadan gidilen yerlerde de her daim akılda kalır, çekilen kapının arkasında kalan ya da bırakılan mekandaki yaşanmışlıklar. Sözün ağırlığını tartmadan söylenir bu tür ifadeler genellikle. Öfkenin insan aklını ve mantığını alt ettiği zaman dilimlerinde ya da anlarda.
Kolay değildir öyle, çekip arkaya bakmadan gitmek kapanan yerdeki geçmişe. Dünyaya gözlerin açıldığı andan itibaren insanın bütün geçmişine tanıklık eden hayatlar barındırır o geçmiş. “arkaya bakmadan…” diye ifade edilen öfke ürünü düşünce, insanın omuzlarında gizli bir heybede taşıdığı yükün yarattığı baskının, nefes aldığı sürece geçmişine sırtını dönemeyecek olmasına dair kalıcı yaşantıların izleridir. Belki de arkaya bakmadan gidilen yere ait kapının ilim, irfana açılan eşiğine kutsallık atfedilen temsiliyeti ve o temsiliyete dair derin anlamları arkada bırakmanın yüküdür.
İnsani değerlere saygının, alçak gönüllülüğün, adaletin simgesi mekanların girişidir kapılar. Eşiğinden geçildiğinde, o mekânın kapısının ve eşiğinin anlamına uygun hazmedilmiş, benimsenmiş, erdemine vakıf olunan yol ve o yolun erdeminin gereği yolculuğa dair değerlerle donanır insan. Anlamınca sindirilen bu insani değerler, yaşanmışlıkların ürünüdür. Arkama bakmadan diye öfkeyle dile getirilse de, unutulmayanlar olarak insana eşlik ederler hayatın her anında.
Çekip açılan kapılar insanın hatıralarının devamlı baş köşesinde duran en önemli yaşanmışlıkların tanığı mekânın adresinin başlangıcıdır. Bu öneme binaen olsa gerek insanoğlu, geçmiş zaman diye adlandırılan yaşanmışlıkların ruhunda ve bedeninde yarattığı, içselleştirdiği mutluklarıyla, sevinçleriyle çoğaltır hayatı.
Hayatın değişmezidir, sevinçlerin, coşkunun yanında üzüntüler, kızgınlıklar, kederler, hasarlar da eşlik eder kapıların işaretlediği adreslerde insana.
Bir zamanlar tokmak sesiyle geleni haber verirdi. Tokmağın çıkardığı sesin anlamınca, gelenin kim olduğuna dair tahminlerde bulunulur, tahmine göre geleni karşılamak için pozisyon alınırdı. Haber vereni tokmakların yerlerini elektrikli ziller alsa da, ait oldukları mekana özgü anlamların ilk işareti olarak yer etmişler hafızalarda. Bu nedenle olsa gerek, tokmak ya da zil sesiyle gelenin kim olduğunun haber vereni ve merakını uyandıranı olmuşlardır.
Uzunca yolculuklar sonucu ulaşılan ve en rahat edilecek mekânın sizi karşılayanı, sessizlik arandığı zaman kapatıp, insanın bir başına kalabileceği mekanların girişidir. Kapalı oldukları zaman arkasında neleri sakladığına dair bir gizemi barındırmasının yanı sıra, gizemin neleri içerdiğine ve de açıldığında nelerin görüleceğine dair merak uyandırmasıyla da hafızalarda kalıcı izler bırakır.
Yorgunluklardan kurtulmak için hemen ilk akla gelen mekânın girişi olmalarının yanı sıra, büyük yorgunlukların yaşanacağı cezaevi gibi demir parmaklıkların çevreleyip sardığı soğuk ortamlara ilk adımın atıldığı, sizi ürperten havanın ilk teneffüs edileceği adresin girişidir. Parmaklıklar arkasındaki mekâna girişten itibaren birbirlerini izleyen, karanlık dehlizlere ve büyük bilinmezlere açılan kapıların ulaştırdığı sorgu odaları ve hücrelere açılmaları da işin başka bir boyutudur.
Geçmişe dair yaşanmışlıklara yol alan bir iç dünya gezintisine çıksam, çocukluk yıllarımın toprak damlı evleri canlanır hayalimde. Adeta birbirinin kopyası olan köy, kırsal yöre evlerinin ayırt eden bölümü kapılar gözümün önüne gelir. Kimisi daracık, kimi "kanatlı" denen iki parça, tamamına yakını ahşap, çoğunlukla eskimiş, bazıları metallerle süslenmiş, bulundukları yapıyla özdeşler. Sessizlik çağrıştırırlar dimağımda.
Çocukluk döneminde yalnızca bilinen mekânın girişi. Girilen yerde "ev hayatı işte" diye olan biten rutinlerin, dış mekânda yaşananlardan ayıranı. Ayırma çizgisinin eşik olarak adlandırılan tamamlayanıyla bütünleşmiş. Hiç bitmesi istenmeyen çocukluğun endişesizce hayat bulduğu ve kapanması istenmeyen mekânın aralayanı. Eşikten adımını atarken, içerde mi, dışarda mıyım? düşüncesinin "güven" kavramıyla anlatılanın ifadesi hislerin ilk tohumlarının atıldığı ve sonradan "araf" olduğunu öğrendiğimiz kavrama karşılık gelen girişin başlangıcı. Kimi zaman da sessizliğin duvarla bütünleştiği yerin adı.
Çekip çıkılarak kapatılan kapıların adreslediği evden gidenler, aslında yalnız kapıyı değil, bir daha mektup ulaşmayacak mekanı ve çok ama çok önemli yaşanmışlıklara ait bir zamanı da kapatır. Kapatılan adreste geride kalanlar ya da bırakılanlarsa, duvarlara sinmiş seslerdir. Açık bir pencereden sızan ışığın aydınlattığı mekanlarda bırakılan izlerdir. Bir ev kapısı kapatıldığında ve içinden çıkıldığında boşalmaz. Hatıralar kalır ve pencerelerde bekler. Çıkıp gidilen yol olur, kalanlar hafıza.
Uzun sayılacak geçmiş yaşantılardan, hafızada kapılarla ilgili hiçbir zaman silinmeyecek izler kalır. Zira geçmişi adeta anlamlandıran yaşanmışlıkları birlikte yarattığın insanların bir daha dönmemek üzere başkaca evrenlere yolcu edildiği adresin adıdır. Bir daha hiç ama hiç gelmeyecekleri bilinse de, umutsuzca o insanların her daim beklendiği mekânın girişi olarak yer etmişlerdir hafızada.
Ve bazen insan, bir sandalyede oturup kendi geçmişinin ışıklarını seyreder.