Ali Ekber PEKŞEN
ABD emperyalizmi; çıkar odaklı, hukuk tanımaz, insan haklarını açıkça ihlal eden, etik ve insani değerlerle taban tabana zıt anlayıştan beslenen popülist siyasetinin ürünü tek kutuplu sistemiyle, dünyanın farklı coğrafyalarında, Küreselleşme ya da Yeni Dünya Düzeni adı altında silah zoru ve de tehditle yönetsel ilişkiler dayatmaktadır. Emperyal çıkarlarını koruma amaçlı girişimlerini, nobran siyaset söylemiyle dünyanın tek gerçeği gibi pazarlamaya çalışmaktadır.
Bu dayatmanın temel amacı; yeni pazarlara, yeni sömürgelere, yeni ekonomik kaynaklara sahip olmaktır. Daha çok kazanç sağlamak, silah sanayinin taşeronluğunu yapmaktır. Farklı coğrafyalarda yönetimi tamamen kendisine bağımlı ve bir bakıma da kukla müttefik devletler yaratmaktır.
Bu bağımlılıkla sağlanmak istenen bir diğer çıkar, bu kukla yönetimlerin bulunduğu ülkelerin insan kaynağı dahil, yer altı ve yer üstü zenginliklerinin, kayda değer tüm varlıklarının ABD’nin kullanımına terk edilmesini istemek, böylece bu ülkeleri askeri ve ekonomik olarak kendine bağımlı kılmaktır.
Bunların yanında, şu sıralar her ne kadar herhangi bir etkileri olmadığı düşünülse de uluslararası kurum ve kuruluşlardaki organizasyonel faaliyetlerde, kukla devlet yönetimlerinin kayıtsız koşulsuz destekleyen yedek güç olarak tutulmak istenmeleridir.
Emperyalizmin yayılmacı ve saldırgan anlayışının en belirgin özelliği, çıkarı için tüm insani değerleri görmezden gelmesidir. Bu ilkel anlayışın temsilcisi ABD, kural tanımaz çıkar endeksli bu saldırganlıkla, Ortadoğu’da savaş başlatmıştır. Temel amacı, dünyanın tek egemeni ve belirleyici gücü olduğu, gezegenin istediği coğrafyasında istediğini yapabileceği mesajını vermektir. Bu durumu dünyanın geri kalanına dayatmaktır.
Bunun yanı sıra, ABD’nin kendi iç işlerinde yönetim sistemi kaynaklı siyasi, iktisadi ve hukuki yönden ortaya çıkabilecek karmaşanın yaratabileceği huzursuzlukları kamuoyunun dikkatinden uzak tutmaktır. Hukuk tanımaz yönetim anlayışının ürünü adaletsizliklere dayalı hak ihlallerini ve devletin karar mekanizmalarının başında bulunan figürlerin ahlak ve erdem yoksunu ilişkilerini kamufle etmektir. Aynı zamanda, bu yüz kızartıcı ilişkilerin dünya kamuoyunun gündemine gelmesini engellemektir. Bu olumsuzluklara karşı gelişebilecek toplumsal olaylarda, muhalefetin ve demokrasi güçlerinin oyun kurucu olmalarını engellemektir.
Dünyada ne olup biteceğinin karar merkezi ve egemeniyim dayatmasıyla, özellikle ekonomileri dışa bağımlı, demokrasileri gelişmemiş ülkeler üzerinde baskıyı artırmayı ve böylece bağımlılıklarını sürekli hale getirmeyi amaçlamaktadır. Bariz bir şekilde görüleceği üzere, bu ülkelerin çoğunluğunda popülist siyasetin egemenliğinin ürünü, gittikçe otoriterleşen yönetimler devletlere egemendir. Bu yönetimlere desteğinin sürekliliğinin garantisini vermektir. Bu ülkelerde yönetime karşı olası gelişebilecek hukuk ve demokrasi yanlısı toplumsal muhalefeti bastırmaktır.
Bu düzen, kapitalizmin sınırsız kâr hırsının ürünü rekabet anlayışının vücut bulmuş halidir. Bu anlayış, hukuksuzlukla maluldür. Adalet anlayışından yoksundur. Binlerce yıllık kadim insani değerlerle taban tabana zıttır. Bu anlayış hayatın her alanında adaletsizliği kabul edilemez boyutlara ulaştırmıştır. Tüm coğrafyalarda süreklilik arz eden istikrarsızlık yaratmıştır. Sınır tanımaz insan hakları ihlâllerini beraberinde getirmiştir. Bu yaşananlar, “….emperyalizm var oldukça savaşlar da kaçınılmazdır. …..” kuralının hayat bulmuş halidir.
Öteden beri dünyanın geri kalan coğrafyalarında, demokrasilerinin örnek teşkil ettiği kabul gören Avrupa ülkelerinin İspanya dışında kalan hemen tamamı, ABD’nin bu saldırganlığına karşı bir duruş sergileyemediler. Özellikle AB oluşumunun ana aktörleri, bir bakıma "Batı Demokrasisinin” başat ülkeleri Almanya ve Fransa bu duruma karşı çıkmamışlar ya da çıkamamışlardır. Dahası destek mahiyetinde açıklamaları olmuştur. Destek mahiyetindeki bu tutum, ABD’nin tek taraflı ve hukuk tanımaz dayatmasının, adeta uyulması gereken norm gibi kabullenilmesi gerektiği anlayışını hâkim kılmaya başlamıştır.
Oysa AB kuruluşunun temel değerleri, “insan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı” ve evrensel kabul gören hukuk sistemine bağlı yönetim anlayışıdır. AB üyesi İspanya’da Pedro Sánchez liderliğindeki merkez sol, sosyal demokrat ve ilerlemeci bir parti olan İspanyol Sosyalist İşçi Partisi iktidardadır ve ABD’nin bu saldırganlığına karşı ilk çıkışı yapmıştır. Tarihe anlamlı bir kayıt olacak bu duruşu sergileyen Pedro Sánchez, aynı zamanda SOSYALİST ENTERNASYONAL başkanıdır.
Tüm dünyada, merkez sağ ve popülist politikaların temsilcileri otokratların iktidar olduğu bir zaman diliminde, emek ve demokrasi güçlerinden ve evrensel hukuktan yana ve insan haklarına saygıyı esas alan sol siyasetin duruşu oldukça anlamlıdır ve gelecek için umut vermektedir.
ABD emperyalizminin başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere, farklı coğrafyalardaki işbirlikçisi devletlerin otokrat yönetimleri bu savaş suçuna aleni ortaklık etmektedir. İnsan hakları ihlallerini meşru gösterme gayretiyle, Trump üzerinden ülkelerinin demokrasi güçlerine, muhalif tutum alacak yurttaşlarına ayar vermeye çalışmaktadırlar. Bu zaman diliminin bu anlayıştaki devlet yönetimleri ve yöneticileri insanlık tarihine suçlu olarak kaydedilecektir.