Vedalaşmak çoğu zaman en çok gidenin canını acıtır. Çünkü giden, söyleyeceği sözleri tüketmiş, deneyeceği yolları bitirmiştir. Gitmek onun için bir tercih değil, son çaredir.
Yeni Türkü’nün dediği gibi: “Aslında gidendir terk edilen.” Çünkü kalmak ne kadar acı verirse versin, insan zamanla yarasına alışır. Aynı sokaklardan geçer, aynı anılarla yaşamaya devam eder. Zaman, kalan için bir sığınak olur.
Ama giden için durum farklıdır. Gittiği yerde de geçmişini yanında taşır. Bir insan bir şehri terk edebilir; peki o şehirde bıraktığı kendisini nasıl terk edecektir?
Bazen bir kişiden değil, o kişiyle anlam kazanan bir hayattan ayrılır insan. Bir evden, bir sokaktan, bir dost meclisinden, bir alışkanlıktan... İşte bu yüzden bazı vedalar sessizdir. Çünkü insanlar anlatacak söz bulamadıklarından değil, anlatmaktan yorulduklarından susarlar.
Gitmek her zaman vazgeçmek değildir. Bazen insan, kalabilmek için verdiği mücadeleden vazgeçmek zorunda kalır. Her giden haklı, her kalan haksız değildir. Ama insanların hikâyelerini son sayfalarına bakarak yargılamak da kolaydır.
Belki de asıl soru şudur:
Bir insan, gitmek zorunda kalacak kadar ne yaşamıştır?
Çünkü bazı vedalar sevgisizlikten değil, tükenmişlikten doğar. Ve bir insanın gidişini yalnızca kapının kapanmasıyla ölçemezsiniz. Bazen o kapı kapanmadan çok önce umut tükenmiş, gönül kırılmış ve insan kendi içinde defalarca vedalaşmıştır.
Bu yüzden birinin ardından “Bizi terk etti” demek kolaydır. Zor olan, gitmeden önce kaç kez kalmaya çalıştığını anlayabilmektir.
Diğer Yazıları
Çok Okunanlar