Bir bilge ile öğrencisi yolda yürüyormuş.
Bir süre sonra birbirine öfkeyle bağıran iki insan görmüşler.
Öğrenci sormuş:
“İnsanlar neden birbirine bağırır?”
Bilge cevap vermiş:
“Çünkü kalpleri birbirinden uzaklaşır.”
Öğrenci şaşırmış:
“Ama yan yanalar. Neden normal konuşmuyorlar?”
Bilge gülümsemiş:
“İnsanlar öfkelendiğinde kalpleri uzaklaşır. Kalpler arasındaki mesafe arttıkça seslerini yükseltmek zorunda kalırlar.”
Aslında bugün yaşadığımız tam olarak bu…
İnsanlar artık birbirini duymuyor. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor. Daha da üzücü olanı ise insanların önce kendilerini dinlemeyi ve kendilerine zaman ayırmayı bırakmış olması. Kendisine tahammülü kalmayan insanın, başkasına tahammül göstermesi de kolay olmuyor…
Ne hissettiğini bilmeyen, neden yorulduğunu anlamayan, neden öfkelendiğini çözemeyen bireyler hâline geldik. Günün sadece beş-on dakikasını bile öz benliğimize ayırmadan, kendimize yabancılaşarak başkalarına tanınmaya çalışıyoruz. Sürekli birilerine kendimizi ispat etmeye çalışarak kendimizi tüketiyoruz. Maalesef farkında değiliz…
Sonra da bu iç gürültüyü birbirimizin üzerine kusmaya çalışıyoruz…
Bugün toplumun en büyük problemlerinden biri iletişimsizlik değil aslında; dinleyememek. Çünkü aktif dinleme dediğimiz şey sadece sessizce beklemek değildir.
Kalpten dinlemektir. Anlamak için dinlemektir. Söyleneni değil, söylenmeyeni de duymaktır. Karşımızdakinin cümlesini tamamlamasına müsaade etmektir.
Ama artık herkes konuşma çabasında…
Herkes anlatma derdinde…
Herkes fikir belirtme telaşında…
Ve ne yazık ki her konuda fikri olan ama kimseyi dinlemeyen insanlar hâline dönüşüyoruz.
Oysa Mevlâna Celaleddin Rumi ne güzel söylemiş:
“İki kulağımız ve bir ağzımız var. Bu yüzden çok dinleyip az konuşmak gerekir.”
Fakat etrafıma baktığımda üzülerek şunu görüyorum:
Üst astını dinlemiyor…
Ast üstünü dinlemiyor…
Ebeveyn çocuğunu dinlemiyor…
Çocuk ebeveynini dinlemiyor…
Öğrenci öğretmenini dinlemiyor…
Eşler birbirini dinlemiyor…
Patron çalışanını dinlemiyor…
Çalışan işverenini dinlemiyor…
Arkadaş arkadaşını dinlemiyor…
Kısacası herkes birbirine bir şey anlatıyor ama kimse kimseyi gerçekten duymuyor. Zira iletişim sadece kelimelerden ibaret değildir.
Kalpler ve kulaklar senkronize olmadan; aktif iletişimden, saygılı iletişimden ve sürdürülebilir iletişimden bahsetmek ne yazık ki mümkün değildir.
İnsan bazen söylenen cümleyi değil, gerçekten duyulup duyulmadığını hisseder.
Peki, dinlemenin olmadığı bir yerde sağlıklı iletişim olur mu?
Elbette olmaz.
Mesajlarımız karşı tarafa ulaşmadığında insanlar kendilerini daha yüksek sesle ifade etmeye çalışır. Tıpkı derdini anlatamayan küçük bir çocuk gibi…
Bağırır.
Öfkelenir.
Sızlanır.
Ve bazen kaba kuvvete bile başvurur.
Aslında söylemek istediği şey şudur:
“Beni duyun.”
Bugün sosyal medya platformlarında da yaşanan tam olarak budur. Milyonlarca insan kendini anlatmaya çalışıyor ama çok az insan gerçekten dinliyor, çok az insan gerçekten duyuyor. İşte bu yüzden her geçen gün daha öfkeli, daha tahammülsüz bir toplum hâline geliyoruz.
Çünkü insan anlaşılmadığında sertleşir. Dinlenmediğinde uzaklaşır. Sürekli susturulduğunda ise bir süre sonra ya bağırmaya ya da tamamen susmaya başlar.
Ne acıdır ki tarihin hiçbir döneminde bu kadar fazla iletişim aracına sahip olmadık… Ama yine tarihin hiçbir döneminde bu kadar iletişimsiz kalmadık.
Peki çözüm var mı?
Elbette var.
Önce kendimizi, sonra da karşımızdaki insanı cevap vermek için değil; gerçekten anlamak için dinlemek…
Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı olan şey nasihat değil, gerçekten duyulduğunu hissetmektir.
Ve aslında hepimiz içten içe aynı şeyi haykırıyoruz:
“Beni duyun…”