Çırak
Bir gün, bir köyde yaşayan yaşlı bir marangoz, çırağıyla birlikte ormanda yürüyüşe çıkmış.
Hava dingin, kuş sesleri hafif bir rüzgârla ağaçların arasından süzülüyormuş.
Bir süre sonra çırak, ayağını küçücük bir taşa çarpmış ve öfkeyle bağırmış:
“Her şey güzel gidiyordu, yine bir şey bozdu keyfimi!
Neden her yerde engel var?”
Marangoz eğilmiş, o minicik taşı avucuna almış ve sakin bir tebessümle şöyle demiş:
“Evlat, bu taş sen onu fark etmeden önce de buradaydı. Huzurunu kaçıran taş değil; gözünü sadece taşa dikmen.”
Sonra taşı kenara bırakıp eklemiş:
“İnsan neye bakarsa, yolunu da ruhunu da oradan kurar.”
Çırak o anda anlamış:
Sorun taşta değil; taşa yüklediği anlamdaymış.
Atalardan Kalan Yazılım: Eksik Olanı Görme Eğilimi
Bizler avcı-toplayıcı ataların torunlarıyız.
Onların dünyasında hayat, sürekli bir hayatta kalma mücadelesiydi:
Her an bir yırtıcının saldırma tehlikesi,
Her an bir fırtına ihtimali,
Her an yiyecek bulma telaşı.
Bu yüzden beyin tek bir şeye odaklanmayı öğrendi:
“Önce tehlikeyi gör. Önce riski fark et. Önce eksik olanı kontrol et.”
Yani beyin, dolu tarafı görmek için değil; boş tarafı taramak için programlandı.
Bugün mağarada yaşamıyoruz.
Peşimizden kaplan koşmuyor.
Aslanlar saldırmıyor.
Aç kalma ihtimaliyle uyanmıyoruz.
Ama beynimiz hâlâ aynı yazılımı çalıştırıyor:
“Her an kötü bir şey olabilir.”
Tehlike Yok Ama Tehlike Arayan Bir Zihnimiz Var
Bir mesaj geciktiğinde kötü bir şey olduğunu sanıyoruz.
Patron toplantı isteyince panikliyoruz.
Hayat iyi gidiyorsa bile, “Bu kadar iyiyse kesin kötü bir şey olacak” diyerek huzurumuzu bozuyoruz.
Çoğu zaman tehdit yok.
Tehdidi arayan bir zihin var.
Prof. Dr. Sinan Canan’ın bu konuda çok çarpıcı bir sözü vardır:
“Karnı doyunca arıza çıkaran tek canlı insandır.”
Doğada hiçbir canlı, ihtiyaçları karşılandığında kendine dert üretmez.
Bir kaplan karnı doyunca kaygı duymaz, bir sonraki öğün için endişelenmez.
Bir kuş yuvasındaki eksik bir çöp parçasını dert edinmez.
Bir ağaç güneşi bulduğunda “Ya yarın bulamazsam?” diye strese girmez.
Ama insan…
İmkân arttıkça yeni tehditler bulur.
Rahatladıkça yeni korkular üretir.
Güvende oldukça “Acaba nerede sorun var?” diye tetikte bekler.
Sonuç mu?
Gerçekten bir problem olmasa bile huzursuz bir yaşam.
Kusur Yakalamayı Bir Erdem Sanan Yeni İnsan
Bugün birçok insan adeta kusur radarlarıyla dolaşıyor.
Başkasında bir hata bulduğunda kendini güçlü hissediyor.
Oysa Mevlâna ne der:
“Kusurları örtmede gece gibi ol.”
Çünkü derin bir hakikat vardır:
İnsan içinde ne varsa, dışarıda da onu görür.
İçinde huzur olan dinginlik görür.
İçinde öfke olan, herkesin kendisine saldırdığını zanneder.
İçinde değer hissi olan, başkalarında da değeri fark eder.
İçinde eksiklik duygusu olan, hayatın hep bir yerinde bir şeylerin eksik olduğunu düşünür.
Sürekli eksik arayan eksik kalır.
Sürekli kusur arayan kusur sahibi olur.
Bardağın boş tarafına bakan, kendi ruhunu da yavaş yavaş boşaltır.
Dolu Tarafı Görmek Bir Cesaret Eylemidir
Dolu tarafı görmek cesaret ister.
Çünkü umut kırılabilir.
Güvenmek riskli olabilir.
Sevinmek savunmasız hissettirir.
Mutluluğu kabul etmek sorumluluk gerektirir.
Bu yüzden bardağın dolu tarafına bakmak, bir iyimserlik oyunu değil; karakter gücünün göstergesidir.
Mutluluk için 12 Saniye
Bilim bize iki önemli gerçek söylüyor:
Negatif bir olay, beyinde saatlerce stres hormonu salgılatabiliyor.
Pozitif bir anın kalıcı olabilmesi için en az 12 saniye ona odaklanmak gerekiyor.
Biz ne yapıyoruz?
İyi bir şeye 2 saniye seviniyoruz, kötü ihtimali 2 saat düşünüyoruz.
Bu yüzden hayatın iyi tarafları kısa, kötü tarafları uzun geliyor.
Peki 12 saniye ne demek?
Bir teşekkür anı…
Derin bir nefes…
Sevdiğin biriyle göz göze geliş…
Bir işi bitirdiğinde gelen “Oh be” hissi…
Ansızın beliren bir “İyi ki…” duygusu…
İşte bunlar beynin “dolu tarafı kaydet” tuşuna bastığı anlardır.
Mutluluk uzak bir hedef değil;
12 saniyelik küçük duraklarda saklıdır.
Dolu Tarafına Bakan İnsan Daha Çok Şans Yaratır
Psikolojide güçlü bir gerçek vardır:
“Şans, bakış açısına görünür.”
Dolu tarafı gören insan daha çok fırsat fark eder.
Daha çok kapı açılır.
Daha çok insan yaklaşır.
Daha çok yol görünür.
Gözü eksikte olanın dünyası kararır;
gözü doluda olanın dünyası aydınlanır.
Yeni Bir Bakış İçin Beş Soru
Bugün kendine şunları sorabilirsin:
-
Hayatın dolu tarafına odaklanmak için gerçekten neye ihtiyacım var?
-
Kendime 12 saniye hediye edebilmek için bugün neyi farklı yapabilirim?
-
“Hayatın dolu tarafından içmek” benim için ne demek?
-
Mutsuzluğa “Hayır” derken, hangi duygulara ve hangi niyetlere “Evet” demiş olacağım?
-
Bir kez olsun kendi mutluluğum için bir karar alacak olsam bu ne olurdu?
Bu sorular, bakış açını yeniden inşa etmek için güçlü bir başlangıçtır.
Hayat her zaman kolay değil.
Her zaman toz pembe de değil.
Ama her zaman bir dolu tarafı var.
Beynimiz bugüne kadar boş tarafa bakarak bizi hayatta tuttu.
Artık ruhumuzun dolu tarafa bakmaya ihtiyacı var.
Bugün kendine şunu hatırlat:
“Bardağın dolu tarafı küçük de olsa, hayat o taraftan içilir.”
Ve şunu çok iyi bil ki;
Mutluluk için ihtiyacın olan şey yalnızca 12 saniye.
Not:
Bu yazıyı kaleme almama vesile olan, yazıya ilham veren değerli dostum Atakan Değirmenci’ye gönülden teşekkür ederim.
İyi ki varsın Atakan.
Arif Vural
Eğitmen – Yazar