Öyle bir çağda yaşıyoruz ki olduğumuzdan umduğumuzdan daha çok kendimize,zihnimize,ve irademize yüklüyor ve yükleniyoruz.O zamanda olduğumuzdan daha yaşlı yaşamın ağır yükünün bindiği omuzlarımız daha çökük hale geliyor.Koşturdukça kovaladıkça daha çok yoruluyor daha çabuk  tükeniyoruz.Hastalanıyor,çareyi avuç,avuç ilaçlarda arıyor ama bir türlü şifa bulamıyoruz.Bir kere zihin hastalığı kabullendi mi iyileşmek sorun haline gelmeye başlıyor.Artık hastalık bedensel olmaktan çıkıp ruhun bir parçası haline geliyor.

İnsanı hasta eden bu modern çağın yaşamı karmaşık hale getirmesi ve insanı doğadan koparmış olmasıdır.Halbuki insan doğanın bir parçasıdır.İnsan doğa  koptukça bütün hastalıklar bir bela gibi insanı sarıp sarmalıyor.Peki çare avuç,avu  ilaç yutmak mıdır?Elbette hayır.Zira insan sadece etten ve kemik yığınından oluşan bir sisteme sahip değildir.İnsan bedenin ritmik bir dengesi vardır.İnsan ruhsal bir hikayeye sahiptir yanı bedeni tamamlayan bir ruhu vardır.İnsan için en büyük ilaç sessiz ve doğal bir yaşamdır.Doğadan kopmuş bir insan zaten her türlü hastalığa açık demektir.Zira doğa enerjidir,insana muhteşem güzellikler sunar.Ruhu rahatlatır.

Diğer bir nokta insanın şefkat eksikliğidir.Kendine şefkat göstermeyen insan başkasını sevemez sevgisiz insan hastalığa açık insandır.Yaşamı sınırsız hale gelmiş insan her türlü hastalığa açık hale gelmiş demektir.Yaşamı sınırlarının olması insanın ruhen ve bedenen kendini koruması demektir. İnsanın hareketli olması düzenli ve derin nefes alması sadece bedeni değil zihnide  iyileştiren en iyi ilaçtır.İnsan yaşamı boyunca hep hayatta yeni bir şey eklemek ister Bazen iyileşmek bütün fazlalıkları bırakabilmek ve her şeyin peşinden koşmamaktır.

                                                                                                        Hasan Karaoğlan