2023 yılının ekim ayında, 21 yıl boyunca çalıştığım şirketten işten çıkarıldım. Hem de hiç beklemediğim bir anda. İş sonuçlarım iyiydi, ciddi bir çatışma yaşamamıştım, benim görebildiğim büyük bir sorun da yoktu. Öyle ansızın oldu.
Şirketimi ve işimi seviyordum. Yirmi bir yıl… Dile kolay. O günlerde yaşadığım duyguyu tarif etmekte zorlanıyordum. Bir yıkım mıydı, bir travma mıydı, yoksa yirmi bir yıllık bir ilişkinin bir anda sona ermesi mi? Bildiğim tek şey, zihnimin bunu kabul etmek istemediğiydi.
Öfkeleniyordum. Geceleri uyuyamıyordum. Sağlığım etkilenmeye başlamıştı. Ama beni en fazla yoran, zihnimin hiç susmamasıydı. Yürürken, yemek yerken, gece uyumaya çalışırken, sabah gözümü açtığımda aynı sorular yeniden başlıyordu: “Neden oldu?”, “Nasıl oldu?”, “Ben neyi göremedim?”, “Bunca yıldan sonra bu nasıl yapılır?” Sorular değişiyor gibi görünüyordu ama zihnim hep aynı yere dönüyordu.
Oysa ben kendimi pozitif düşünmeye alışmış biri olarak görüyordum. Hayata iyi tarafından bakmaya yıllardır önem veriyordum. Ama o günlerde bunların hiçbiri yetmiyordu. Zihnim üç cümlenin etrafında dönüp duruyordu: “Olmazdı. Olamazdı. Böyle olmamalıydı.”
Bugünden baktığımda şunu görüyorum: O günlerde yaptığım şeyin çoğunu “düşünmek” sanıyordum. Saatlerce düşünüyordum ama yeni bir yere varmıyordum. Zihnim çalışıyordu ama ilerlemiyordu.
Psikolojide buna *ruminasyon* deniyor. İnsan aynı olayın, düşüncenin ya da duygunun etrafında tekrar tekrar dönüyor. Çok düşünüyor ama düşüncesi yeni bir yere gitmiyor. Zihin yoruluyor, çözüm ise gelmiyor. Çok düşünmekle derin düşünmek arasındaki farkı o günlerde kendi hayatımın içinde daha iyi anladım. Sonradan fark ettim ki ben çok düşünmeyi, verimli düşünmek sanıyormuşum.
Benim için değişim, yaşanan olay değiştiğinde değil, kendime sorduğum sorular değiştiğinde başladı. İlk günlerde yaşadığım şeyi bir yıkım, hatta bir tür ölüm gibi görüyordum. Sonra bir gün kendime şu soruyu sordum:
*“Arif, ya bu bir ölüm değil de bir doğumsa?”*
soru zihnimde bir şeyleri yerinden oynattı. Ardından başka sorular geldi: “Ya bu gerçekten yeni bir başlangıçsa?”, “Bundan sonra nasıl bir hayat kurmak istiyorsun?”, “Bu yeni başlangıcın sorumluluğunu nasıl alabilirsin?”
Daha önceki sorularımın yönü sürekli geçmişe dönüktü: “Neden oldu?”, “Bunu bana neden yaptılar?”, “Nasıl böyle bitti?” Yeni sorular ise beni bugüne ve kendime getiriyordu: “Şimdi ne yapabilirim?”, “Bundan sonra nasıl bir hayat kurmak istiyorum?”
O günlerde uzun zamandır bildiğim bir şeyi kendi hayatımın içinde yeniden öğrendim: İyi cevaplar, güçlü soruları bekler.
Biz çoğu zaman hayattan, kendimizden ve karşımızdaki insanlardan daha iyi cevaplar bekliyoruz. Ama bazen aynı soruların içinde dönmeye devam ediyoruz. Oysa hayatı değiştiren şey her zaman cevap değildir; bazen sorunun gücüdür.
“Neden benim başıma geldi?” çok insani bir sorudur. Ama o sorunun içinde çok uzun süre kaldığımızda geçmişin kapısını tekrar tekrar açarız. “Şimdi bununla ne yapacağım?” sorusu ise yaşananı değiştirmez; bizim yaşanan karşısındaki konumumuzu değiştirir.
Bir yerde şu cümleye rastlamıştım:
*“Tohumun ışığı karanlıktır.”*
Cümlenin bende bıraktığı anlam güçlüydü. Tohumun dönüşümü göz önünde değil, toprağın karanlığında başlar. Ben de yaşadığım döneme bir süre sonra böyle bakmaya çalıştım. “Madem buradayım, bu karanlık bana ne öğretebilir?” diye sordum kendime.
Elbette her şey bir gecede değişmedi. Sabah uyandığımda bambaşka biri olmadım. Öfkem de üzüntüm de bir anda kaybolmadı. Ama artık her gün aynı düşüncenin yanına yeni bir soru koymaya başlamıştım. Küçük görünüyordu ama fark büyüktü. Aynı olay yerinde duruyordu ama ben artık onun etrafında dönmüyordum.
Bugün geriye baktığımda yaşadığım şeyin iyi olduğunu söylemiyorum. Canımı yaktı. Hayatımın önemli bir dönemi sona erdi. Ama artık biliyorum ki hayatımızda sona eren her şey, hayatımızın sonu değildir. Bazen bir sonun neye dönüşeceğini, o an içinde bulunduğumuz karanlıktan göremeyiz.
Benim için değişim, karanlığın ortadan kalkmasıyla başlamadı. Karanlık değişmedi; benim ona baktığım yer değişti.
Peki ya sen?
Bugün hayatında karanlık olarak gördüğün bir yer varsa, sana tek bir soru sormak istiyorum:
*Ya sen de bir tohumsan ve bugün karanlık sandığın yer, aslında filizlenmeye başladığın yerse?*
Arif VURAL