İnsan, hayatın daima düzenli kalmasını ister:
Her şey planladığı gibi gitsin, kimseyi kaybetmesin, canı yanmasın, sarsılmasın…
Oysa hayatın garip bir tarafı vardır:
İnsanı en çok büyüten şeyler, çoğu zaman onu en çok sarsan şeyler olur. Çünkü hiçbir yıldız, karanlık olmadan görünmez. Bugün dünyanın neresine bakarsak bakalım aynı duyguyu görüyoruz:
Belirsizlik…
Kaygı…
Yorgunluk…
Endişe…
Çaresizlik…
Umutsuzluk…
İnsanlar artık sadece ekonomik olarak değil, ruhen de yorulmuş durumda.
Herkesin zihninde aynı soru dönüp duruyor:
“Neden her şey bu kadar karıştı?”
Belki de cevap tam burada saklıdır.
Kaos teorisi, dışarıdan düzensiz görünen birçok şeyin aslında kendi içinde bir düzene sahip olduğunu söyler. Hayat da biraz böyledir. Bazen her şey dağılıyor gibi görünür ama tam o sırada, görünmeyen başka bir düzen kuruluyordur.
Üstelik hayatın yönünü değiştiren şeyler, çoğu zaman büyük olaylar değil; küçük kırılmalardır.
Bir cümle…
Bir karşılaşma…
Bir kayıp…
Bir vazgeçiş…
Bazen küçücük bir şey, insanın bütün hayatını değiştirebilir. Tıpkı bir kelebeğin kanat çırpışının, kilometreler ötede bir fırtınanın başlangıcına dönüşebilmesi gibi. Zira hayat doğrusal ilerlemez. Bazen en büyük dönüşümler, en beklenmedik anlarda başlar.
Aslında doğa bunu hep biliyordu.
Deniz, kıyıyı durgunken değil; dalgalandığında şekillendirir.
Toprak çatlamadan filiz vermez.
Kaslar zorlanmadan güçlenmez.
Kelebek, kozadan çıkarken mücadele etmeden uçamaz.
Doğanın kendisi bile düzenini kaosla kurar. Belki de bu yüzden dört mevsim vardır.
Bir süre üşürüz…
Bir süre yanarız…
Bazen yağmurlar altında kalırız…
Bazen sert rüzgârlarla savruluruz…
Çünkü sürekli bahar olsaydı, hayat çürürdü.
İnsanlık tarihi de bunun örnekleriyle doludur.
Salgınlar tıbbı geliştirdi.
Savaşlar teknolojiyi hızlandırdı.
Kıtlıklar yeni çözümler doğurdu.
İnsanlık, çoğu zaman en yaratıcı hâline çaresiz kaldığında ulaştı.
Çünkü insan, konfor alanındayken değil; sıkıştığında değişmeye başlıyor. Belki de krizlerin asıl amacı budur: İnsanın içinde uyuyan tarafları uyandırmak.
Belki şu an bir şeyleri kaybediyorsun…
Bir ilişkini…
Bir düzenini…
Bir hayalini…
Her şey dağılıyormuş gibi hissediyorsun. Ama hayat bazen insanın elinden bir şeyi, daha küçüğünü değil; daha büyüğünü verebilmek için alır. Bazı şeyler yıkılmadan yenisi kurulmaz.
Tohum karanlıkta çatlar.
Elmas baskıyla oluşur.
Ve en güçlü ağaçlar, en sert rüzgârların estiği yerde büyür.
İnsan da böyledir.
Bugün seni yoran şey, belki de yarın seni sen yapacak şeydir. Bu yüzden hayat bazen düzeni bozarak kurtarır insanı. O yüzden her şey dağıldığında hemen korkma. Bazı fırtınalar yıkmak için değil, yön değiştirmek için gelir. Belki de şu an hayatının en karışık dönemindesin.
Ama kim bilir…
Belki de hayatın ilk kez gerçekten şekilleniyordur. Belki yaşadığın karmaşa, sandığın kadar anlamsız değildir.
Çünkü bazı umutlar, ancak kaosun içinden doğar.