“Evet. Ben bunu gerçekten istiyorum.”

Arkadaşım için bu cümle, yalnızca bir isteği dile getirmek değildi. Karar vermeden önce zihninde beliren soruların arasından kendi sesini duyabilmekti: Kim ne der? Birini üzer miyim? Benim hakkımda yanlış bir şey düşünür mü?

Bir süredir yaptığımız koçluk görüşmelerinin ilk dönemlerinde bu düşünceler onun hareket alanını daraltıyordu. Zihni çoğunlukla olumsuza yöneliyor, yaşadığı bir sorunda ilk eleştiriyi kendine çeviriyordu. Bunları isteyerek yapmıyordu. Tanıdık bir düşünce kalıbının içinde, başkalarının olası tepkilerini kendi isteğinin önüne koyuyordu.

Zamanla bu kalıbı fark etmeye başladı ve kendine iki önemli soru yöneltti: “Ben gerçekten ne istiyorum?” ve “Bunun için hangi somut adımı atmaya kararlıyım?” İlk soru isteğini görünür kıldı; ikincisi, o isteği hayata geçirmek için sorumluluk almaya hazır olup olmadığını düşündürdü. Onun Evreka anı, “Evet, ben bunu gerçekten istiyorum” diyebilmesiydi.

Bu fark ediş, başkalarının ne düşüneceğini artık hiç önemsememek anlamına gelmiyordu. Arkadaşım, başkalarının tepkilerini hesaba katarken kendisini hesaptan çıkardığını gördü. Birini kırma ya da yanlış anlaşılma ihtimali, daha kararını vermeden onu durdurabiliyordu. Artık kendi isteğini de kararın bir parçası saymaya başlıyordu.

Bu hikâyede beni düşündüren bir başka Evreka anı daha var: Her şeyi kendi içimizde çözmek zorunda olmadığımızı kabul etmek.

Zor zamanlarda çoğumuz yaşadıklarımızı tek başımıza halletmeye çalışırız. Aynı konuyu tekrar tekrar düşünür, yanıtı yine kendi içimizde ararız. Oysa sıkıntının tam ortasındayken düşüncelerimiz bizi aynı yere geri götürebilir. İç sesimiz yol göstermek yerine bizi yargılayan bir sese dönüşebilir.

Ameliyata ihtiyacı olan birinin kendi kendini ameliyat etmesini beklemek ne kadar gerçek dışıysa, her güçlüğü tek başına çözmesini beklemek de o kadar ağır bir beklentidir. Bu, her sorunun uzmanlık gerektirdiği anlamına gelmez. Yalnızca her sorunun içinden, tek başımıza ve ilk bakışta doğru yolu bularak çıkamayabileceğimizi hatırlatır. Hayatımızdaki her düğümü kendi başımıza çözemeyebiliriz.

Bizi dikkatle dinleyen, aceleyle yargılamayan ve doğru sorularla düşüncelerimizi görünür kılan biri, kendi içimizde göremediğimiz noktaları fark etmemize yardım edebilir. Bu kişi güvendiğimiz bir dost, bir koç ya da gerektiğinde bir ruh sağlığı uzmanı olabilir. Amaç bizim yerimize karar vermesi değil; kendi isteğimizi, korkularımızı ve seçeneklerimizi daha açık görebilmemizdir.

Destek almayı kabul etmek de başlı başına bir Evreka anıdır: “Tek başıma çözemiyorsam başarısızım” düşüncesinden çıkıp “Destek alabilirim” diyebilmek. Bu kabul, düşünce dünyamızda bir cerrahi müdahale gibi çalışır; bizi aynı yerde tutan düğümlere başka bir bakışın ulaşmasına izin verir ve yeni fark edişlerin önünü açar.

Arkadaşımın görüşmelerimizin sonunda paylaştığı sözler, yaşadığı değişimin izlerini taşıyordu: “Arif, sanki rahatladım.” “Keşkelerim her geçen gün azalmaya başladı.” Kendi isteğini daha net duydukça, atacağı adımı düşünmesi de kolaylaşıyordu. Onun yaşadığı süreç bana, kendimizi tanıma yolculuğunun kendi düşüncelerimizle başlayabileceğini; doğru bir insanın tuttuğu aynanın da göremediğimiz noktaları açığa çıkarabileceğini gösterdi.

Yeni bir keşif, parlak bir fikir ya da satın aldığımız bir şey bize heyecan verebilir. Kendimizi durduran düşünce kalıplarını fark etmek, ne istediğimizi görmek ve ihtiyaç duyduğumuzda destek istemek ise iç dünyamızda daha kalıcı bir açıklık yaratabilir.

Kendimize şu soruları yöneltebiliriz: 
Ben gerçekten ne istiyorum? 
Bunun için hangi somut adımı atmaya kararlıyım? 
Bu soruların yanıtını bulmakta zorlanıyorsam, kiminle konuşmak bana başka bir pencere açabilir?

Arkadaşım şimdi mutluluğunun ve huzurunun peşini bırakmamaya çalışıyor. Kendi sesini dinlemenin ne kadar kıymetli olduğunu da deneyimleyerek görüyor. 

Bu yazıyı yazmama vesile olduğu ve kendi fark edişini benimle paylaştığı için kendisine yürekten teşekkür ediyorum.

Kendine “Evet, ben bunu gerçekten istiyorum” diyebilmek, başkalarının varlığını silmek değil; kendi varlığını da hesaba katmaktır.
İşte bu “EVREKA” anıdır.

Arif VURAL