Yazan: Süleyman Turan

Her sabah yeni bir zam haberiyle uyanıyoruz. Artık sadece vatandaş değil, sokağın direği olan küçük esnaf da sabaha karamsarlıkla başlıyor. Hayat pahalılığı, dövizdeki dalgalanma, enerji faturaları, yüksek vergiler ve durmaksızın gelen maliyet artışları… Tüm bunlar, esnafı yavaş yavaş ama emin adımlarla tükenme noktasına getiriyor.

Alım gücü düşmüş, müşteri sayısı azalmış, giderlerse katlanmış durumda. Çarşı-pazarda artık sadece alışveriş yapılmıyor; gözle görülmeyen bir çaresizlik dolaşıyor. Dükkan camlarında sıkça rastladığımız şu cümleler, aslında sessiz çığlıkların sesi oluyor:

“Devren Kiralık Dükkan”

“Devren Kiralık Çay Ocağı”

“Devren Kiralık Hazır İşyeri”

Bu cümleler sadece bir ticaretin sonunu değil; bir ailenin geçim mücadelesini, bir insanın emeğini, hayalini, yılların birikimini anlatıyor.

Kira, SGK primleri, vergiler, oda aidatları, eleman maaşları derken esnaf artık sadece günü kurtarmaya çalışıyor. Ama onu da başaramaz hale geldi. Esnaf sattığı ürünü yerine koyamıyor. Raflar boşalıyor, moraller daha da boşalıyor. Üstüne bir de her sokak başında mantar gibi çoğalan 3 harfli zincir marketler… Küçük bakkal, çay ocağı, manav, kasap; hepsi bu zincirler karşısında rekabet edemez duruma geldi.

Artık 3 harfli marketleri bulmak için şehir merkezine gitmeye gerek yok. Mahalle aralarında, sokak köşelerinde, neredeyse apartman diplerinde her biri yerleşmiş durumda. Bu zincirler sadece küçük esnafı değil, aynı zamanda gıda toptancılarını da zor durumda bırakıyor. Çünkü zincir marketler doğrudan üreticiyle çalışıyor; toptancıya ve ara esnafa yer bırakmıyor. Yani bu bir ekonomik rekabet değil, bir tasfiye politikası.

Bugün sadece Şanlıurfa’da değil, Türkiye’nin dört bir yanında yılda on binlerce esnaf kepenk kapatıyor ya da dükkanını devrediyor. SGK primlerini ödeyemeyen, kirasını denkleştiremeyen, çocuğuna harçlık veremez hale gelen yüzbinlerce esnaf, artık ayakta kalmak için değil; iflas etmemek için mücadele veriyor.

Devlet büyük holdinglerin milyarlarca liralık borcunu silebiliyorsa, sokakta çay satan, bakkal işleten, ayakkabı boyayan esnafın da elinden tutmalı. Çünkü onlar giderse, sadece ticaret değil; mahalle kültürü, dayanışma ruhu, insani ilişkiler, güven duygusu da biter.

Esnaf camına "devren kiralık" yazdığında çevredekiler hemen konuşmaya başlar; ama kimse o insanın içine çekildiği ekonomik bataklığı görmek istemez. Oda, sadece aidat borcunu hatırlatır; çözüm üretmez. Ev sahibi, TEFE-TÜFE diyerek zam yapar; kira sözleşmesiyle değil, vicdanıyla konuşmaz.

Peki bu sistem nereye kadar böyle devam edecek?

Bugün yeni bir işyeri açan da çok geçmeden hayal kırıklığına uğruyor. Dışarıdan bakıldığında “Esnaf olmak kolay” deniliyor ama gerçekte her gün bir savaş veriliyor. Elektrik faturasından önce elektrik kesiyor; vergi ödemeden önce dükkan kapanıyor.

Daha acı olan ise, eli para görenin, ay sonunu zor getiren esnafa akıl vermesi. Oysa gerçek zenginlik, insanın ne kadar kazandığıyla değil, ne kadar vicdanlı olduğu ile ölçülür.

Bu gidişata dur demek için hâlâ bir fırsat var.

Çözüm belli:

Zengine değil, üreticiye ve emekçiye destek verilmeli.

Vergi ve borç yapılandırmaları, küçük esnafı da kapsamalı.

SGK primlerinde kolaylık sağlanmalı.

Kira ve enerji faturaları için destek fonları kurulmalı.

Esnaf odaları sadece aidat toplayan değil, sorun çözen kurumlara dönüşmeli.

Zincir marketlerin açılmasına mahalle esnafını koruyacak sınırlamalar getirilmeli.

Şimdi değilse ne zaman?

Esnafa sırtını dönen bir toplum, aslında kendi geleceğine sırtını dönüyordur. Bugün esnafa kulak vermezsek, yarın selam verecek esnaf bulamayacağız.

Buraya bir nokta koyuyoruz ama unutmayalım: Bu nokta bir son değil, duyulması gereken bir çığlığın başlangıcıdır.

Yazan: Süleyman Turan