On bir ayın sultanı kapımızda… Ramazan’a sayılı günler kala, mahyalar hazırlanıyor, camiler temizleniyor, sofralar için listeler yapılıyor. Ancak bu yıl hazırlıkların en yoğun olduğu yer mutfak değil; hesap defterleri.
Türkiye genelinde çarşıya, pazara çıkan herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Geçen yıl aldığımı bu yıl alamıyorum.”

Pazarda Etiketler, Cepte Sessizlik

Ramazan’a sayılı günler kala market rafları ve pazar tezgâhları adeta ekonomi ekranı gibi. Hurma, zeytin, bakliyat, yağ, şeker… İftar sofralarının vazgeçilmezleri. Fakat etiketler el değil, yürek yakıyor.

Geçen yıl kilo ile alınan ürünler bu yıl gramla tartılıyor.

Alım gücü düşerken fiyatlar yükseliyor. Maaşlar artıyor gibi görünse de, enflasyon karşısında eriyen gelirler vatandaşın cebinde kalmıyor.
Ekonomi artık teorik bir tartışma değil; doğrudan evin mutfağındaki yangın.
Asgari Ücretli: Ay Sonunu Getirme Mücadelesi
Asgari ücretle çalışan milyonlar için Ramazan, manevi bir arınmadan önce ciddi bir geçim sınavı.
Kira, faturalar, ulaşım, okul masrafı derken maaş daha ay ortasında tükeniyor. Ramazan’a sayılı günler kala evlerde şu soru dolaşıyor:

“İftarda çorbanın yanına ne koyacağız?”

Kırmızı et artık birçok ev için lüks. Tatlı, bayramlık bir hatıra. Ramazan sofrası sadeleşmiyor; daralıyor.
Emekli: Sabırla Bekleyen Nesil
Ömrünü çalışarak geçirmiş emekliler için tablo daha ağır.
Pazarın en kuytu köşesinde akşam indirimi bekleyen, fileyi doldurmak için hesap yapan bir emekli profili var karşımızda.
Emekli maaşı, temel gıda harcamalarını karşılamakta zorlanıyorsa bu sadece bireysel değil, yapısal bir sorundur. Ramazan’a sayılı günler kala en büyük temenni, toruna mahcup olmamak.
İşsizlik: Sessiz Çığlık
Bir de işsizler var.
İş bulamayan gençler, diplomalı ama umutsuz bekleyenler, evine düzenli gelir girmeyen aileler…
Ramazan’a sayılı günler kala işsiz bir babanın, çocuğunun gözlerine bakarken hissettiği mahcubiyeti hiçbir istatistik açıklayamaz. İşsizlik sadece ekonomik değil; toplumsal bir yara.
Bereket Nerede?
“Ramazan bereketiyle gelir” deriz.
Evet, gelir… Ama bereket sadece sofradaki çeşit değildir.
Bereket; paylaşmaktır.
Bereket; komşusu açken tok yatmamaktır.
Bereket; gelir adaletidir.
Ancak bugün sorulması gereken soru şu:
Alım gücü bu kadar düşmüşken, temel gıda maddeleri bu kadar pahalıyken, bereket sadece temenniyle gelir mi?
Bereket; lüks otellerdeki gösterişli iftarlarda değil, asgari ücretlinin evine giren bir kilo ette gizlidir. Emeklinin pazar filesinin dolabilmesindedir. İşsize açılan yeni istihdam kapılarındadır.
Ekonomi Sadece Rakam Değildir

Ekonomi; faiz grafiği değildir.
Ekonomi; kur tablosu değildir.
Ekonomi, evde kaynayan tenceredir.
Ekonomi, sofraya konan ekmektir.
Ramazan, nefis terbiyesidir ama aynı zamanda sosyal adalet çağrısıdır. Fırsatçılığın önüne geçmek, temel gıda ürünlerinde etkin denetim sağlamak, gelir dağılımını iyileştirmek artık bir tercih değil zorunluluktur.
Son Söz
Ramazan’a sayılı günler kala umutla bekliyoruz.
Ama bu yıl umut, sabırla iç içe.
Dileğimiz; sadece sofraların değil, gelirlerin de bereketlenmesi.
Sadece midelerin değil, vicdanların da doyması.
Çünkü gerçek bereket; bir ülkede kimsenin “iftarda ne yiyeceğim?” diye düşünmediği gün başlar.
Hayırlı Ramazanlar.