Sivas’ın Suşehri ilçesinde sabaha karşı meydana gelen trafik kazası, bir kez daha yüreğimizi yaktı. Şanlıurfa’dan Ordu’ya tarım işçilerini taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu 4 can aramızdan ayrıldı: Zeliha Yılmaz, Hatice Yılmaz, Abdullah Yılmaz ve İbrahim Erol... Aynı aileden üç kişi. Yine bir yol, yine bir minibüs, yine feci bir son. Bu kaçıncı?
Her yıl benzer haberleri duyuyoruz. Traktör römorkunda, minibüs kasasında, çadırlarda, uykusuz gecelerde, bilinmez yollarda kaybolan hayatlar. Şanlıurfa'nın kaderi mi olmalı bu?
Urfa'nın gençleri neden bu yollara düşüyor? Neden çocuklar okullarını yarıda bırakıp ailesiyle birlikte Konya'ya, Eskişehir'e, Mersin'e, Ordu’ya, Trabzon’a, Adana’ya göç etmek zorunda kalıyor?
Cevabı belli: İşsizlik.
Şanlıurfa’da işsizlik artık sosyal bir felakete dönüşmüş durumda. Sanayi yok, istihdam yok, yatırım yok. Türkiye'nin en genç nüfusuna sahip şehirlerinden biri olan Urfa, gençlerini tutamıyor. Çünkü gençler ne çalışacak iş bulabiliyor ne de kendilerini geliştirecek alanlar... Şehir adeta gençliğini kaybediyor. Her yıl mevsimi geldiğinde Urfa'nın dörtte üçü başka memleketlere çalışmaya gidiyor. Tıpkı zorunlu bir göç gibi...
Üstelik bu göç yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda eğitimi de vuruyor. Binlerce öğrenci, ailesiyle birlikte yollara düştüğü için okulu bırakıyor. Çocuk işçilik artıyor. Gelecekten çalıyoruz, farkında mıyız?
Peki siyasiler nerede?
Seçimden seçime kapısı çalınan bu insanlar, her yıl aynı dramları yaşarken neden hiçbir önlem alınmıyor? Kaç yıl daha "trafik kazası" deyip geçeceğiz? Kaç yıl daha “kader” deyip susacağız? Bu insanlar neden taşımacılıkta can güvenliğinden, barınma şartlarından, insanca yaşamdan yoksun bırakılıyor?
Şanlıurfa’da siyaset, artık halkını temsil etmiyor. İktidar da, muhalefet de görmezden geliyor. Çünkü mevsimlik tarım işçileri ne lobi yapabilir, ne de siyaset üzerinde baskı kurabilir. O yüzden kimse oralı değil. Oysa onlar Türkiye'nin tarımını, gıdasını, meyvesini, sebzesini, toprağını sırtlanıyor.
Ancak her yıl birkaç can gittikten sonra 1-2 gün haberlere çıkıp sonra unutuluyorlar. Ta ki yeni bir kaza olana kadar...
Bu yazıyı okuyanlara soruyorum:
Bir kentin kaderi, her yıl çocuklarıyla birlikte çalışmaya giden yoksul aileler mi olmalı?
Her yıl onlarca hayatın söndüğü bir tarım sistemi sürdürülebilir mi?
Ve en acısı, bu insanların çığlıklarını duymayan, görmeyen, sadece seçim zamanı hatırlayan bir siyaset sistemi vicdanlara sığar mı?
Artık yeter. Bu kadere mahkûm değiliz.
Şanlıurfa’nın gençleri çalışmak istiyor. Üretmek, büyümek, öğrenmek istiyor. Ama önce bu sesin duyulması gerekiyor. Yoksa her yıl yeni bir minibüs haberiyle, yeni bir feryatla, aynı yazıları tekrar yazacağız. Ve yine “çok üzgünüz” deyip hiçbir şey yapmadan geçeceğiz.
Süleyman Turan Yazdı: