Şanlıurfa, yalnızca bir şehir değildir. Mezopotamya’nın kadim hafızasıdır… Toprağın altındaki sırların, tarihin en büyük dönüşümlerinden birinin başladığı noktanın adıdır. Bugün Taş Tepeler’de ortaya çıkarılan her yeni buluntu, yalnızca arkeoloji dünyasını değil, aslında hepimizi yeniden düşünmeye davet ediyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un geçtiğimiz günlerde Karahantepe’de açıkladığı 30 yeni keşif, Neolitik Dönem’in kapılarının biraz daha aralanmasını sağladı. Sayburç’ta bulunan ağzı dikili “ölüm yüzü” heykeli, Göbeklitepe’de adak olarak yerleştirildiği düşünülen insan figürü, Sefertepe’de ortaya çıkan farklı üsluptaki yüz kabartmaları… Bunların her biri, insanlık tarihinin 12 bin yıl önce Şanlıurfa’dan nasıl şekillendiğine dair benzersiz ipuçları sunuyor.

Artık biliyoruz ki Şanlıurfa, yalnızca geçmişi ağırlayan bir şehir değil; geçmişi yeniden yazan bir merkezdir.

Taş Tepeler projesi bugün 12 farklı noktada, 36 akademik kurumun katılımıyla yürütülüyor. Japonya’dan Almanya’ya, İngiltere’den Türkiye’nin dört bir yanına uzanan bilimsel bir iş birliği… Şanlıurfa’nın adı, Roma Kolezyumu’ndan Berlin’e, Londra’dan Tokyo’ya uzanan sergilerde duyuluyor. Bu, bir şehrin değil, bir medeniyetin yeniden hatırlanışıdır.

Ve belki de en önemlisi: Şanlıurfa artık kendi kaderini yalnızca tarihle değil, bilimle de yazıyor.

Fakat tüm bu ilerlemeye rağmen, bu şehirde sesi duyulmayan bir gerçek daha var.

Şanlıurfa, hak ettiği değeri almakta geç kalmış bir şehir. Potansiyeli büyüdükçe, önüne çelme takmaya çalışanlar da eksik olmuyor. Gelişimin önünü açmak yerine tıkayanlar, adı dillerde ama emeği görünür olmayanlar, bu toprakların yükünü taşımak yerine gölgesinde oturanlar hâlâ var.

Bugün Taş Tepeler dünya bilimine yön verirken, Şanlıurfa hâlâ turizmde istediği payı alamıyorsa, sorun kazılarda değil; bakışlarda aranmalı. Bir şehrin değerini dünya görüyorsa, önce kendi insanı fark etmeli.

Göbeklitepe yalnızca bir anıt değil, bir uyarıdır:
Bazen en eski olan, en yeni gerçeği söyler.

12 bin yıl önce topluluklar burada bir araya geliyordu. Bugün biz aynı birliktelik ruhunu gösteremiyorsak, geçmişi konuşurken geleceği kaçırıyoruz demektir.

Şanlıurfa, tarihle övünen değil, tarih üreten bir şehir. Ve artık geri vitese değil, ileri yürüyüşe ihtiyacı var.

Taş Tepeler, yalnızca taş yapıların değil; bir zihniyet dönüşümünün adıdır.
Bugün yapılması gereken bellidir:

Bu şehri vitrin süsü değil, dünya mirasının merkezi olarak görmek. Çalışanı desteklemek, engel koyanı değil. Bilimi, tanıtımı ve emeği öncelemek. Çünkü Şanlıurfa, sessizliğin değil, yükselişin kentidir.

Ve unutmayalım…

Toprağın altından çıkan her eser, aslında bize bir şey söylüyor:
Bu memleket, geriye değil; ileriye yürümeyi hak ediyor.

Şanlıurfa artık yalnızca geçmişin başkenti değil, geleceğin de eşiğindedir.
Yeter ki bu kez, kendi ayağımıza çelme takanlar değil, omuz verenler konuşsun.