Dünyada söylenen her sözün, yapılan her davranışın bir hesabı vardır. Asıl mahkeme ise insanın değil, vicdanın ve ilahi adaletin huzurunda kurulacaktır.

Hayat, insana verilen en büyük imtihandır. Her gün konuşuyor, karar veriyor, yargılıyor, seviyor, kırıyor, övüyor ya da incitiyoruz. Çoğu zaman gücün, makamın, şöhretin veya siyasetin verdiği cesaretle kendimizi haklı görüp başkalarını kolayca mahkûm edebiliyoruz. Oysa unutulan bir gerçek var: Dünyada ektiğimizi, ahirette biçeceğiz.

Bugün bu dünyada güçlü olmak, yüksek sesle konuşmak, insanlara tepeden bakmak kolaydır. Bir koltuk, bir makam ya da geçici bir güç insana kendisini dokunulmaz gibi hissettirebilir. Ancak hiçbir makam sonsuz değildir. Hiçbir güç, ilahi adaletin önüne geçemez.

İnsan bazen öyle sözler söyler ki, karşısındakinin onurunu kırar, haysiyetini zedeler. Bazen bir iftira, bazen bir hakaret, bazen de haksız bir itham yıllarca kapanmayan yaralar açar. Dünyada bunun hesabı mahkemelerde sorulabilir. Bir hâkim karar verir, bir mahkeme hüküm kurar. Fakat öyle haksızlıklar vardır ki hiçbir dünya mahkemesi onları tam anlamıyla telafi edemez.

İşte o zaman insanın aklına şu gerçek gelmelidir: Allah'ın mahkemesi vardır. Orada ne makam konuşur ne servet ne de siyaset. Orada yalnızca hakikat konuşur. Kimsenin torpili, ayrıcalığı ya da dokunulmazlığı yoktur. Herkes yaptığının ve söylediğinin hesabını verecektir.

Bu yüzden dünyada hâkim gibi konuşmak kolaydır; asıl zor olan, yarın mahkûm durumuna düşmemektir. İnsan önce kendi vicdanının hâkimi olmalıdır. Diline sahip olmalı, adalet duygusunu kaybetmemeli, öfkesini hakikatin önüne geçirmemelidir.

Bugün siyaset yapan da, yöneten de, iş insanı da, gazeteci de, esnaf da, işçi de aynı gerçeğin muhatabıdır. Güç kimsenin ebedi malı değildir. Dün güçlü olanların bugün tarihte sadece isimleri kaldı. Geriye ise yaptıkları iyilikler ya da haksızlıklar kaldı.

Toplum olarak en büyük eksiğimiz, konuşmadan önce hesap gününü düşünmemektir. Oysa her söz kaydediliyor. Her davranışın bir karşılığı var. Bir gönül almak da yazılıyor, bir gönül kırmak da...

İnsan, ayağını yorganına göre uzattığı gibi, sözünü de vicdanına göre söylemelidir. Kibir yerine tevazu, öfke yerine merhamet, hakaret yerine saygı tercih edildiğinde hem dünya güzelleşir hem de ahiret sermayemiz artar.

Unutmayalım; bugün başkalarını yargılayan biz olabiliriz, ama yarın hepimiz ilahi adaletin huzurunda hesap veren kullar olacağız. O gün ne alkışın ne makamın ne de siyasi gücün bir faydası olacak. Fayda verecek tek şey, adaletle yaşanmış bir ömür, temiz bir vicdan ve kırılmamış gönüller olacaktır.

Çünkü gerçek mesele, bu dünyada hâkim gibi görünmek değil; ebedi mahkemede mahkûm olmamaktır.

Süleyman TURAN