Süleyman Turan yazdı :Bilmek yetmez; bildiğini doğru yerde, doğru zamanda ve cesaretle paylaşmak gerekir. Çünkü bilen susarsa, bilmeyen konuşur; bedelini de toplum öder.
Bir söz vardır: “Bilenler bilmiyorsa, bilmeyenler ne yapacak?”
Aslında bu söz, sadece bilgi sahibi olmakla ilgili değil. Bir toplumda kim neyi biliyor, kim neyi anlatıyor, kim susuyor, kim yanlış yönlendiriyor meselesidir.
Bugün en büyük sıkıntılarımızdan biri de burada başlıyor.
Bir konu hakkında bilgisi olan susuyor, bilmeyen konuşuyor. Araştırmayan ahkâm kesiyor, emek vermeyen akıl veriyor. İşin doğrusunu bilen kenarda dururken, yanlış bilgiyle ortaya çıkanlar gündemi belirliyor.
Sonra da hep birlikte soruyoruz:
“Bu işler neden böyle oldu?”
Çünkü bilen sustu.
Bilmeyen konuştu.
Ve maalesef biz çoğu zaman yüksek sesle konuşanı, doğru konuşandan daha fazla dinledik.
Yerelde bunun örneklerini her gün görüyoruz. Bir konu ortaya çıkıyor; daha araştırmadan, sormadan, belgesine bakmadan herkes bir şey söylüyor. Kulaktan dolma bilgiler, sosyal medya paylaşımları ve “Ben öyle duydum” cümlesi, gerçeğin önüne geçiyor.
Oysa gazetecilikte de, siyasette de, kamu görevinde de, esnaflıkta da temel bir kural vardır:
Önce bil, sonra konuş.
Bilmediğin konuda kesin hüküm vermek kolaydır. Zor olan, “Ben bunu bilmiyorum, araştırmam lazım” diyebilmektir.
Ama burada bilenlere de büyük bir sorumluluk düşüyor.
Eğer sen bir konuyu biliyorsan ve toplumun bilmesi gereken bir gerçek varsa, sırf başına iş gelmesin diye susmayacaksın. Birileri alınır mı, kızar mı, tepki gösterir mi diye doğru bildiğini söylemekten vazgeçmeyeceksin.
Çünkü bilgi saklandıkça değerlenmez; doğru şekilde paylaşıldıkça değer kazanır.
Bugün yanlış bilginin bu kadar hızlı yayılmasının en önemli sebeplerinden biri de bilgili insanların sessizliğidir.
Bilen konuşmazsa, bilmeyen konuşur.
Bilen doğrusu için mücadele etmezse, yanlış olan normalleşir.
Bilen hakkını aramazsa, haksızlık kendisine yer bulur.
İşte mesele tam da budur.
Kimse her şeyi bilemez. Bunda utanılacak hiçbir şey yok. Asıl tehlikeli olan, bilmediği halde biliyormuş gibi davranmaktır.
Çünkü bilmeyen insanın susması bazen bir eksikliktir; fakat bilmediği halde konuşması, başkalarını da yanlış yönlendirdiğinde toplumsal bir probleme dönüşür.
Bu yüzden artık biraz daha dikkatli olmalıyız.
Duyduğumuz her söze inanmayalım.
Sosyal medyada gördüğümüz her paylaşımı gerçek kabul etmeyelim.
Birilerinin söylediğiyle hüküm vermeyelim.
Araştıralım, soralım, öğrenelim.
Ve özellikle bilen insanlara şunu söyleyelim:
Bildiklerinizi saklamayın.
Çünkü bugün susarsanız, yarın yanlış konuşanların hesabını düzeltmek için çok daha fazla uğraşmak zorunda kalırsınız.
Şunu da açıkça söylemek gerekir:
Bilgi sahibi olmak ayrı, sorumluluk sahibi olmak ayrıdır.
İkincisi yoksa birincisinin topluma fazla faydası olmaz.
Kısacası mesele sadece “bilmek” değildir.
Mesele; bildiğinin arkasında durmak, doğruyu söylemek ve gerektiğinde yanlışın karşısında durabilmektir.
Çünkü bilen susarsa, bilmeyen meydanı boş bulur.
Ve meydan boş kalırsa, doğruyu değil, en yüksek sesle konuşanı dinlemeye başlarız.
Sonra da dönüp aynı soruyu sorarız:
Bilenler bilmiyorsa, bilmeyenler ne yapacak?