İlkellikten Günümüze Aile Yapısı
Mustafa MIZRAK

İlkellikten Günümüze Aile Yapısı

Bu içerik 1758 kez okundu.

En eski arkeolojik bulgular, doğa yasalarının hâkim olduğu dönemde, erkeklerin avcılık, kadınların toplayıcılık yaptığını, doğa koşullarına karşı çetin bir mücadele verdiklerini ve toplumsal yaşamın merkezinde aile ve akrabalık ilişkilerinin bulunduğunu gösteriyor. Bu döneme, anaerkil denmesinin nedeni soy zincirinin babadan ziyade anaya göre belirlenmiş olmasıdır. Bu dönemde soyu devam ettiren anne olduğu için, kadınların toplum içindeki değeri de erkeğe göre ön plandadır. İlkel dönemde erkekler, ilkel araçlarla avcılık yapmış, ancak çoğu kez vahşi hayvanlar tarafından avlandıkları içinde de öldürülmüşlerdir. Geride kalan çocukların bakımı, beslenmesi ve büyütülmesi işini, tümüyle kadınlar üstlenmiştir. Ayrıca, kadınlar toplayıcılıkla uğraştıkları için evin önünde ekin ekmeyi, tahıl yetiştirmeyi, çömlekte bitkilerden yemekler pişirmeyi öğrenmişlerdir. 

İlkel çağın sonlarına doğru tarımsal yaşamın başlaması, o güne kadar dışarıda avcılık yapmak zorunda kalan erkeğin, tarlada ekip biçmeyi öğrenmesini ve dolayısıyla üretim sürecinde daha baskın bir rol üstlenmesini sağlamıştır ki, bu da erkeğe ayrı bir güç ve iktidar olanağı tanımıştır. İlkel düzeyde toprağın işlenmeye başlanması, insanları sürekli göç etmek zorunda kalmaktan kurtararak, yerleşik bir hayata geçmelerini ve tarımsal faaliyetlerde bulunmalarını sağlamıştır. Yerleşik yaşama geçiş, aslında tarihte önemli bir kırılma anıdır ve insanlık için adeta bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu yaşam biçimiyle birlikte adına “kültür” dediğimiz insanlığın ortak birikimi meydana gelmiştir. Toprağın ekilip biçilmesi ve yaban hayvanlarının evcilleştirilmesi, hem kültürünün egemen olmaya başlamasına hem de adına kentler dediğimiz ilk yerleşim birimlerinin oluşmasına yol açmıştır. 

Aile kurumuna ilişkin ilk yazılı kaynakların kökeni, antik Yunan metinlerine dayanmaktadır. Bazı çalışmalarda, ilkel toplumlarda insanların sınırsız bir cinsellik içinde hareket ettikleri, mahremiyetten uzak, keyfi bir biçimde ve sürüler halinde yaşadıkları iddia edilir. Bilimsel bir temeli olmayan ve herhangi bir kanıta dayanmayan bu iddialar, gerçekte ailenin nasıl ortaya çıktığını ve tarihsel olarak hangi aşamalardan geçerek bugüne geldiğini açıklayamazlar.Aile günümüzde, çoğu kez anne baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan bir birim” olarak tanımlansa de, gerek tanım, gerekse işlev açısından aileye daha geniş bir perspektiften yaklaşmak gerekir. Dolayısıyla kusurlu olan insan, iyi ile kötü, doğru ile yanlış arasında tercih yapabilmek, ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarını meşru yollarla giderebilmek için öncelikle ailenin “kurumsal rehberliğine” ihtiyaç duyacaktır. Bu açıdan bakıldığında aile kurumunun, bir tercih veya rızaya dayalı bir birliktelik olmaktan çok, bir gereklilik sonucu oluştuğu ve kolektif iradeyle şekillendiği görülecektir. Kısaca aile yüzyılladır toplumun temeli olarak süre gelmiştir. Bir insanın çok malı mülkü olsa bile, hayatı bunlara bağlı değildir.” İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.”
Mustafa Mızrak / Gazeteci Yazar

 

 

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Arınç’tan Erdoğan’a: Çok ağır konuştu, rencide oldum
Arınç’tan Erdoğan’a: Çok ağır konuştu, rencide oldum
'Günlük vaka sayısı 50 binin üzerinde'
'Günlük vaka sayısı 50 binin üzerinde'